Dastar’ı yeniden canlandırmak için Yeşilüzümlü kadınları kolları sıvadı

Genel, Haber
Haberi paylaşın

Muğla’nın Fethiye ilçesinde Likyalılardan atalarımıza miras kalarak günümüze intikal eden, geçen yıl Türk Patent ve Marka Kurumundan Coğrafi İşaret Tescil Belgesi de alan geleneksel “Üzümlü Dastarı” dokumasını canlandırmak için kadınlar kolları sıvadı. Un ile kaynatılarak ömrü uzatılan Dastar, salgın öncesinde turlarla gelerek alış veriş yapan yabancıların gözdesiydi.   

Tarihte Likyalılardan Muğla’nın Fethiye ilçesinde yaşayan atalarımıza intikal ederek günümüze kadar gelen “Üzümlü Dastarı” dokumasının sınırlarımızı aşan ününün yeniden canlanması için kadınlar kolları sıvadı. Çeşitli nedenlerle birkaç yıldır bölgeye gelen yerlu ve yabancı turist sayısının azalmasıyla neredeyse kaybolmaya yüz tutmuş Üzümlü Dastarı, Fethiye Belediyesi’nin Yeşilüzümlü Mahallesinde açtığı kurslar ile önce canlandı. Peşinden de geçen yıl Türk Patent ve Marka Kurumundan Coğrafi İşaret Tescil Belgesi de alan dokuma yeniden ün kazanmaya başladı. Şu anda 18 ev ile Halk Eğitim Merkezi’nde dokunan Dastar, özellikle yabancıların çok tercih ettiği bir dokuma türü oldu. Üzümlü Dastarını diğer iplerden ayıran özellik ise ipin un ile bakır kaplarda kaynatılması.  


BİTMEK ÜZERE OLAN KÜLTÜRÜ YENİDEN CANLANDIRMAYA ÇALIŞIYORUZ
Fethiye’den 20 yıl önce Yeşilüzümlü’ye gelin geldiğinden bu yana dokumacılık yapan Yasemin Arıcan, Üzümlü’ye gelene kadar bu dokumayı tanımadığını söyleyerek, “Aslında bitmek olan bir kültürü devam ettirmeye çalışıyor ve yaşatmak için elimizden geleni yapıyoruz. Yıllardır bu dokumayı kimse, hatta Fethiye’nin yerlilerinin bile çoğu bilmiyordu. Bu kültür yıllarca buraya sıkışıp kalmış. Burada her evin bir köşesinde mutlaka bu dokuma düvenleri(Dokuma tezgahı) var. Birkaç arkadaşımla Halk Eğitim Müdürlüğü ile irtibata geçerek taleplerde bulunduk. Hocamızı bulduk. Sağ olsun belediye başkanımız Alim Karaca, Üzümlülü kadınlar için sosyal tesislerde yer verdi. Belediye destekli dokuma kursu açıldı. İlk anda 16 kişi kayıt ettirdik ve dokumayı yeniden canlandırmayı başardık. Bu sayede dokuma yapan insan sayımız 28-30 kişiye ulaştı” diye konuştu.

YENİ YENİ CANLANMAYA BAŞLADI
Dastarı çok fazla insanın kullanmadığını, dokumasının zor ve uzun sürdüğünü, alanlar bunları çok uzun süre kullanabildiklerini belirten Arıcan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aklımızı kullanıp dokumayı daha fazla giysiye döktük. Şöyle bir gerçek var: Satılıp paraya çevrilince insanlar ister istemez daha çok dokumak istiyor. Satıldığı zaman üretim daha çok oluyor. Bütün bunları düşünerek giysi ve ev tekstiline tasarladık. Salgın öncesinde yapılan Çintar(Mantar) Festivallerinde çok daha fazla tanıtımını sağlamıştık. Her şey çok güzel gidiyordu. Fakat salgın bizim de üretimimizi ve doğal olarak da satışımızı engelledi. Şimdi daha çok sipariş üzerine çalışıyoruz. Bir de bizim mahallemize bunu bilerek gelenler var, onlara satıyoruz.”

KAYAKÖY YAŞAYAN RUMLAR İLE DEĞİŞ TOKUŞLAR YAPILMIŞ
Fethiye Kayaköy’de yaşayan Rumların nüfus mübadelesi nedeniyle 1922 yılında Yunanistan’a göç etmesinden önce Üzümlü yaşayanları ile karşılıklı değiş – tokuş ile ticaret yaptıklarını da söyleyen Arıcan, “Rum vatandaşlarımızdan buraya çok gelen giden olmuş. Kayaköy’de ürettiklerinden buraya getirip değiş tokuş yaparak buradan aldıklarını da oraya götürüyorlarmış. Onlardan günümüze kalan en önemli örnek dokuma düvenlerimizde kullandığımız Maria tarakları. Bunlar, Rumlardan bize kalan bir hatıra, bir hediyedir. İşin en ilginci ise bu tarakları bize verenler mübadele döneminde gitmiş olmalarına rağmen biz hala kullanıyoruz. Büyük bir olasılıkla bu tarakları yapanlar artık hayatta yoktur” dedi.

DOKUMADA HER ŞEYİ ELLE YAPARIZ
Üzümlü dokumasının diğer dokumalara göre daha özellikli olduğunu da söyleyen Yasemin Arıcan, “Çizgi, tarak ve Gücü (dokuma tezgâhında ipliği ayarlayan tarak) farkımız var. Bizim burada gücüyü kadınlarımız tarakla değil elleriyle örerler. Hiç matematik bilmeyen insanlar bile bunu çok rahat yapabilirler. Bununla birlikte bir de çözgü iplik grubu dediğimiz düvenlerin önünde dokunulacak ipleri oluşturan bölüm vardır. Bunu bile kadınlarımız dizer. Dediğim gibi matematik bilmeyenler bu işi yapar. İpleri bükülü olarak özel yaptırarak alırız ve bakır kazanlarda hamurla pişiririz. Dokumadaki her şeyimiz elle yapılır. Çok kıymetli olan Maria tarağını bulmak artık imkansız. Bu nedenle taraklarımızı kargılardan kendimiz yaparız” diye konuştu.

HİÇ BİR İPLİK DİĞERİYLE KARIŞMAMALI
Düvendeki hiçbir ipliğin diğer bir tekiyle bile karışmaması gerektiğini belirten Arıcan konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Çünkü her çilede 40 iplik vardır. 4 ayrı Gücü ile yapıldığında aşağı yukarı bin 80 tane iplik yapar. Bu bin 80 tane ipliğin bir tekinin bile birbirine karışmaması gerekir. Bir tek ipliğimiz ise en az 100 metredir. Bir tek iplik diğerine karışırsa 100 metrelik bütün ipler çöp olur. Her şeyden arınıp çok dikkatli bu işi yapmak gerekiyor. Bu işi yapmak kolay olmadığı gibi usta da yetişmiyor. Ama bu işin yaşaması için biz genç nesil olarak bu işe soyunduk. Düvenlerimizin mekiği ağır olması için dut ve ceviz ağacı kullanılıyor. Mekiği bile bulmakta zorlanıyoruz. Bu mekiğin o kadar orantılı olması gerekiyor ki hiçbir ipe dolaşmadan bir taraftan diğer tarafa geçmesi şart. Mekik içindeki ip, çileler arasına girerek dokumayı oluşturur.”

ÜZÜMLÜ DOKUMASINI DÜVEN’LER EŞSİZ KILAR
Düvenlerin kaliteli olması gerektiğini, bu sayede dokumanın da kaliteli olacağını da söyleyen Arıcan, “Düven tezgahları Denizli tezgahlarından çok farklıdır. Düven’i yapmak da bulmak da zor. Bunu yapan usta sayımız çok azaldı ama en kalitelisi bu. Şu anda köyümüzde bunu yapan bir kişi kaldı ve biz ona sahip çıkmaya çalışıyoruz. 50 yaşındaki Veysel Balcı abimiz 25 yıllık marangoz ve aşağı yukarı 15 yıldan bu yana da düven yapıyor. Kendisine gözümüz gibi bakıyoruz. Düvenin hiçbir miliminin şaşmaması gerekiyor. Tek bir iplik, fazla değil 1-2 milimetre bile kayarsa bütün sistem bozulur ve 100 metrelik dokuma çöp olur. Adı üstündü Düven, düzenden geliyor. Bu iş kesinlikle en zor işlerin başında geliyor. Bu nedenle ustalarımıza sahip çıkmaya çalışıyoruz. Ustalarımıza iş yaratmaya çalışıyoruz ki bu düzen yaşasın” dedi.

BEN YAPARSAM ÇOCUKLARIM ÖĞRENİR
“Bu tür konularda eğer biz büyükler yaparsak çocuklarımız öğrenir” diyen Arıcan şunları söyledi:
“Benim bu işi yapmam lazım ki çocuklarıma göstermem, onlara öğretmem ve sevdirmem gerekiyor. Atalarımızdan bize kalan en güzel miras olarak bizlerin bunu yaşatmaya zorunlu olduğumuzu düşünüyorum. Tamam, isteyen istediği mesleği yapsın ama hem kültürümüzü yaşatalım, hem de para kazanalım. Bir de düşünmek gerekir ki insan para kazandığı zaman o işi devam ettirmek gerekir. Her şey arz talep meselesi. Bu nedenle de yöneticilerimizin bu tür sanatlara destek vermesi şart. Biz dokuyalım ama pazarımızı da yöneticilerimiz oluştursun ki bu dokuma devam ettirilsin. En büyük desteğimiz şu anda Fethiye Belediyesi ve kooperatiflerimiz.”


ZİRAAT MÜHENDİSİ AMA DASTAR DOKUYUP HAYVAN BAKIYOR
Şanlıurfa’daki Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesinden 1998 yılında mezun olmasına rağmen iş bulamadığı için Fethiye’ye dönen Nur Yergöz, Yeşilüzümlü Mahallesindeki evlerinde Dastar dokuyup, hayvan bakıyor. Yergöz, “Mühendisim ama yıllarca iş bulamadım. Memleketime dönüp ailemin yanına yerleştim. Zaten 15 yaşında Dastar dokumayı babaannemden öğrenmiştim. Burada Dastar dokuyup ailemin hayvanlarıyla ilgilendim. Şu andaki hayatımdan da son derece memnun ve mutluyum. Mahallemizdeki hemen her evde mutlaka bir tezgah vardır. Satmak için olmasa bile insanlar kendi ihtiyaçları için dokuma yapar” dedi.

ÖZELLİKLE YABANCILAR TERCİH EDİYOR
Bu dokuma türünün atalarımıza Likyalılardan kaldığını söyleyen Nur Yergöz şöyle konuştu:
“Atalarımızdan da biz öğrendik ve devam ettiriyoruz. Mahallemizde eskiden her evde düven vardı. Büyükten küçüğe kadar herkes dokurdu. Artık gençler bu işi yapmıyor. Yaşlılarımız da yaşlandıklarından dolayı yapmıyorlar. Dastarı özellikle yabancılar hediye için tercih ediyor. Salgın öncesinde buraya tur otobüsleriyle gelerek alış veriş yapanlar çoğunluktaydı. Çok eski dönemlere baktığımız zaman kilim, battaniye ve yorgan başta olmak üzere her türlü dokuma yapılıyormuş. Şu anda bizler daha çok ev tekstili ve giyeceğe döndük. Pantolon, gömlek, bluz, ceket türü giysiler, perde, masa örtüsü olarak evlerde görebilirsiniz.”

DESEN VE İPLİĞİMİZ ÇOK FARKLI
Dokuma ipliğinin bilinen Denizli ipliği olduğunu da söyleyen Yergöz, “Üzümlü Dastarı dokumasının ipini biz haşıllıyoruz. Yani un ve suyla kaynatıyoruz. Sonra kurutup dokuma yapıyoruz. Unla kaynatmamızın nedeni ise ip daha sağlam ve uzun ömürlü oluyor. Dokuma desenlerimiz de yine bizim yöremize özgü. Bizim Dastarı dokumak o kadar kolay değil. Günde en fazla bir metre dokuyabiliyoruz. Bu nedenle de fazla dokuyan kalmadı diyebiliriz. Madalyonun diğer yüzü de bu kumaşlarımızda satışlarda süreklilik olmuyor. Buraya gelen olacak da alacak. Ya da birisi sipariş verecek dokunacak. Dokuduğumuz ürünleri de istediğimiz fiyata veremediğimiz için bunu dokumak yerine daha kolay para kazanabileceğimiz işlere yönelmek zorunda kalıyoruz” diye konuştu.

Bir cevap yazın