Kızöldün Tepesi’nden esen rüzgar içimizi üşütür mü?

Genel, Haber, Uzm. Dr. Hüsnü Kurtuluş
Haberi paylaşın

1994 yılında; Biga, Gümüşçay Beldesi “Kızöldün Tepesinde”, milattan önce 5. Yüzyıla tarihlenen bir lahit bulundu. Bu lahitin üzerindeki kabartmalar eşsizdir ve bir benzeri yoktur. Şu an “Truva müzesinde sergilenen bu lahit, Truva’nın son prensesinin kurban edilme törenini anlatmakta olup “Polyksena Lahti” olarak isimlendirilmiştir.
Polyksena Lahitinin üzerindeki kabartmalarda; Homeros tarafından yazılmış ve yazılı tarihin en önemli destanlarından birisi olan “İlyada Destanında” anlatılan Truva savaşının Batı Anadolu coğrafyasında yarattığı yıkım dolaylı yoldan betimlenir.
Her savaş gibi Truva Savaşında da, ölümler, kayıplar ve yok oluşlar vardır. Bu savaştan sonra Batı Anadolu’nun birçok kenti işgal edilmiş ve uzunca bir süre toparlanmak için mücadele etmişlerdir.
Destana göre; Helena’nın Truva prensi “Paris” tarafından kaçırılması sonrası, Akhalar intikam için hazırlanmış ve şimdiki Yunanistan’ın çeşitli yerlerinden toplanan ordular Kral Agammenon önderliğinde birleşmiş ve Ege denizini geçerek on yıl süren savaş sonrasında galip gelmişler.
Hikayeye göre; Akha ordusunu Ege’nin karşı kıyısına geçirecek olan donanma, uzunca bir süre rüzgar olmadığı için yerinden kıpırdayamaz. Yunan birliği dağılmak üzereyken baş rahip Kalkhas, tanrıların kızgın olduğunu ve tek çarenin onlara önemli bir kurban vermek olduğunu söyler, yoksa sefer yapılamayacaktır. Kurban edilecek olanın da Kral Agamemnon’un kızı Prenses İphegenia  olmalıdır. Kral Agememnon önce duruma isyan eder, eder ama iktidarına devam etmenin tek yolunun “tanrıların isteğine” boyun eğmekten geçtiği bilir.  Kızının ordugaha gelmesi için karısı Kraliçe Clytemnestra’ya kızını Akhilleus ile evlendirmek istediği yalanını söyler. İphegenia gelin gibi hazırlanarak, babasının yanına gelir. Gerçeği anlayan Kraliçe Clytemnestra’nin bütün çabalarına rağmen, İphegenia kurban olmaktan kurtulamaz.
Ege denizinin karşı kıyısındaki Truva, savaşa on yıl direnir ama savaşı Akhaların kurnazca bir hilesiyle kaybeder.
Savaş bittikten sonra işgalciler yurtlarına dönmek için toparlanırlar. Böyle bir zamanda, işgalcilerin en meşhur savaşçısı Akhilleus’un hayaleti, “oğulları tarafından” mezarının üzerinde görülür ve “hayalet” toprağının kurban kanıyla sulanmasını ister. Akhilleus’un oğulları, babalarının bu talebinin yerine getirilmesi gerektiğini aksi taktirde bütün ordunun lanetleneceğini söylerler. Kral Agamemnon dışında hiç kimse karara karşı çıkmaz. Polyksena, kurban edilecektir. Poliksena kurban edileceği mezara giymiş olduğu gelinlikle gider, tıpkı İphegenia gibi direnç göstermez ve kurban edilir.
Europides’in Hakuba Tragedyasında Polyksene şöyle dile gelir; -başımı duvakla örtte beni götür, Odysseyus, boğazlanmadan evvel annemin feryatlarından yüreğimin paralandığını duyuyorum, onun yüreği de benim feryatlarımla paralanıyor. Ey güneş! Senin adını ancak çağırabiliyorum; fakat senin nurundan kısacık zaman kadar istifade edeceğim.
 Eski kraliçe, yeni köle ama her iki şekilde anne olan Hekuba, kızının kurban olmasını engelleyemez.
Truva savaşı, Yunan prensesi İphegenia’nın kurban edilmesi ile başlar, Truva prensesi Polyksena’nın kurban edilmesiyle sona erer. Her iki prensesin annesi kraliçeler çaresizlik içinde direnmiş ama “paganistik ritüellere” bürünmüş ataerkil düzene tesir edememişlerdir.
Kızöldün tepesi ismi; Helenistik döneme ait bir isimlendirme değildir. Türkçedir, geçmişten geleceğe tarihsel bir sürekliliğin olduğunun göstergesidir.
Günümüz modern Türkiye’sinde kadın cinayetleri giderek artmaktadır. En çok da, kocalar, kardeşler sevgililer cinayet işlemekte, akan kan toprağı sulamaya devam ederken paganistik ritüellere yerini çok daha karmaşık ama bir o kadar engellenemez kültürel yozlaşmaya bırakmış durumda.
Size önerim Truva müzesine bir ziyaret düzenleyin bırakın yüreğiniz birazcık sızlasın…

Bir cevap yazın