Karamanlı Hıristiyan Türklerin kara yazgıları

Genel, Haber, Övgün Ahmet Ercan
Haberi paylaşın

Karamanlı ya da Türk Ortodoks ya da Türk Hıristiyan kavramları Kimdir bu Türk Ortodokslar? Hani biz Türkiye’nin yüzde 99’u Müslümandır diyoruz ya, işte geri kalan Hristiyan Türkler ile Rumlar, Ermeniler, Suryaniler. Bunlar, sen ben gibi Türk. İnancı ise Hristiyan. Gerek Türk gerekse Yunan ötken yazınında, Hıristiyan Türklere çoğunlukla ‘Karamanlı’ denilir. Ancak 19. yüzyılda Anadolu’da yaşayan Türkçe konuşan Ortodokslar, kendileri için Karamanlı demekten çekinirler. Çünkü bu dönemde Karamanlı adlaması olumsuz bir anlamda, açıkçası; görgüsüz, bilgisiz, köylü anlamına kullanılırdı. Ayrıca, Osmanlı Rum toplumunda alt sınıfları nitelendiren bir kavramdı. Anadolu Ortodoksları kendilerini daha çok “Anadolulu Ortodoks ya da Anadolulu Rum Ortodoks” olarak tanımlamayı yeğlerlerdi. Türkçe konuşan Ortodoks toplulukları çoğunlukla Anadolu’nun iç kesimlerinde yaşıyorlardı. Roma bölgelendirme adları kullanılırsa, Türkçe konuşan Ortodokslar çoğunlukla Kapadokya bölgesinde( Niğde, Aksaray, Nevşehir, Kayseri), 19. yüzyılda Anadolu’da çok daha geniş bir alanda Türkçe konuşan Ortodoks toplulukları vardı. Batıda; Bursa’dan başlayarak, Yozgat, Çorum, Ankara, Eskişehir, Tokat, Amasya,Ankara, Çankırı, Kırşehir, Kastamonu, Kütahya, Bilecik, Sivas’a dek uzanan topraklarda Türkçe dilli çok sayıda Ortodoks topluluk var. Ayrıca kuzeyde özellikle Orta Karadeniz’de; Bafra’da, güneyde Antalya ile Adana’da Türkçe konuşan Ortodoks topluluklar vardı. Dolayısıyla Batı Anadolu kıyısıyla Doğu Karadeniz kıyısı dışında kalan kesimlerin önemli bir bölümünde birçok Ortodoks topluluklarının anadili Türkçeydi. Kapadokya bölgesinde ise 80’in üstündeki Ortodoks toplulukların en az 50’si Türkçe konuşuyordu. Dille ulusal kimlik arasında bire bir bağ olabilir. Bu Ortodokslar dil bağlamında Türk’tü. Bu durum, 19. yüzyılın ikinci yarısında Yunan ile Türk milliyetçi söylemleri arasında bir kapışma ile çatışma konusu olmuştur. Özellikle Anadolu’dan İstanbul’a göçen Türkçe konuşan Ortodokslar, dini benzerlik nedeniyle kendisini Rumca Yunanca konuşan Rum topluluklarına yakın buluyordu. İstanbul, Osmanlı Rum toplumunun dini, ayrıca ekinsel odağıydı. 19. yüzyılda İç Anadolu’dan İstanbul’a göç eden Türkçe konuşan Ortodoksların İstanbul’da kendi topluluklarını kurmuşlardır. Çok öncelerden beri İstanbul’da Türkçe konuşan Ortodokslar vardı. Bunlar topluca; Samatya, Langa gibi semtlerde yoğunlaşıyorlardı. Rum ile Türk Ortodokslar bir arada yaşıyorlar ancak kendilerini Osmanlı Rum toplumunun da parçası, bir alt kümesi olarak görüyorlardı. Çünkü, Müslüman Türkler din ayrılığı nedeniyle onları yadırgıyor, “gavur” diye aşağılıyorlardı. İki arada bir dere de kalmışlardı. Papa EftimPapa Eftim, bir ‘Türk Ortodoksluğu’ patrikliğini kurma girişimini, 1920-1922 arasında Ankara yönetimine destek olarak başlatıyor. Rumlara göre bu girişim savaş sonrası bir korunma çaresi olarak yorumlanıyor. Papa Eftim, özellikle Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte, İstanbul’a geldikten sonra Ortodoks topluluklarının tümüne kendisini saydıramıyordu. Yunan ordusunun Kurtuluş Savaşı sonrası Anadolu’dan atılmasıyla Anadolu’daki Ortodoksların çoğunun Anadolu’yu terk etmesi, ardından gelen Ortodoks-Müslüman takası ile birlikte, Türk Ortodoksluğu toplumunu yitirmişti. Özellikle, 1829’da Yunanistan’ın bağımsızlığını kavuşmasıyla, Anadolu’daki Türkçe konuşan Ortodoksları Rumlaştırma çabası Yunanistan’dan yollanan gönüllü görevlilerce üstleniliyor. Bu girişimler, 19. yüzyılın ikinci yarısında yoğunlaşıyor. İstanbul ile Anadolu’daki topluluk seçkinleri, bu aykırılığı gidermek üzere, uyruğu dine bağlama çabasıyla, Yunanca öğreten okullar, eğitim ile yardım dernekleri kurmuşlardı. Anadolulu öğrenciler okumaya İstanbul’a, Atina’ya gönderiliyordu. 1884 Yozgat, Karahisar’da doğan Papa Eftim’in ortaya çıktığı dönem bu süreç içindeydi. 1910’lü yılların sonunda, Anadolu Ortodokslarının önemli bir bölümü Rumlaştırılmış, Yunan ulusal kimlik algısı ile ekininin kapsamının etkisi altına girmiş durumdaydılar.Bu bakımdan, Türkçü Papa Eftim’in bu Türkleri Rumlaştırma dönüşüme karşı çıkması gün geçtikçe güçleşiyordu. Lozan Antlaşması sürecinde yapılan görüşmelerde, ilk aşamada İç Anadolu’daki Türkçe konuşan Ortodoksların ülkede kalması konusunda uzlaşılmıştı.Tartışma Ekümenik Rum Patrikhanesi’nin geleceği konusunda kilitleniyordu. Atatürk, Ekümenik Patrikhane’nin İstanbul’da kalmasını kesinlikle istemiyordu. Ancak İngilizler direniyordu. İngiltere’nin ısrarının arkasında Rusya’da Bolşeviklerin yönetime gelmesi vardır. Bolşeviklerin Rusya’da egemen olması Ortodoks dünyasında pek çok sarsıntıya neden olmuştu. Çünkü onlar dine karşıydı. İngiltere, İstanbul’daki Ekümenik Patrikhane’nin güçsüzleşmesini istememişti. Bu nedenle Lozan’da Türklere baskı yaptılar, böylece Patrikhane’nin İstanbul’da kalmasını sağladılar. Sonunda kalması Türk tartışmacılarca onayladı. Bu kez, Atatürk önlem olarak, onu cemaatsız bırakmak üzere karşı eyleme girip, onu besleyen Anadolu Ortodokslarını Yunanistan’a yollama kararını alarak çok büyük bir yanlış içinde düşüyordu. Bu nedenle Türkçe konuşan, kuşkusuz Türk soylu Ortodoksların da takasa gireceği kararı alınınca Anadolu Ortodokslarını yakıyordu. Onlar ülkelerinde kopmak istemiyor, yalvar yakar göndermeyin diyorlardı. Ancak zorla gönderildiler. Bu kez Yunanistan’a gittiklerinde Yunanlar onları “”siz Türksünüz” diye yabansadılar, içlerine almak istemediler. Süre içinde, Yunanlar onları önce Rumlaştırdılar, sonrada Yunanlaştırdılar. Dinsel birlik, ulusal birliği oluşturdu.Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesinin kurucusu Papa Eftim Erenol ile evgili, ilkutbay Mustafa Kemal Atatürk ile öteki devlet adamlarının özel izinleri ile Türkiye’de kalabilmişlerdir. Böylece Anadolu’da Müslüman olanlar Türk sayıldı. Bu bağışlanamaz bir yanlıştı. Özellikle Balkan Savaşları’ndan sonra Kurtuluş Savaşı döneminde Türkçülük, tıpkı Osmanlıda olduğu gibi ‘Müslümanlık’ olarak gelişti. 1920’li yılların sonu ile 1930’larda Türk kimliğinde köken ile bilimgüderlik-laiklik vurgusu arttı. Ancak olan olmuş, bir çok Türk Yunanlaştırılmıştı. Atatürk bir ara İsmet Paşaya, “Yahu İsmet bu yanlışı biz nasıl yaptık?”Diye öz eleştiri yapmıştı. Ancak olan olmuş, geri dönüşü yoktu. Karamanlı Türkçesinin yazılarına ilk olarak İstanbul’un alınışından sonra rastlanmaktadır. Eldeki ilk Karamanlıca betik 1584’de yazılmış Gülzar-ı man-ı Mesihi adlı bir din betiğidir. Bundan sonra 1935 yılına dek İstanbul, Atina, Venedik ile Kıbrıs gibi yerlerde yüzlerce Karamanlıca betik yayımlanmıştır. Bu betiklerin çoğu inanç içerikli, ayrıca Yunancadan çeviridir. Bunlar bilinen Osmanlı Türkçesi ile değil yerel Karamanlı ağzı ile yazılmıştır (Eckmann, 1988, Tekin 1997, Eyice, 1962). Karamanlıca yapıtlar o dönemin halk dilinde yazılmış yazın ekinimiz önemli bir yer edinmiştir. Yunanistan’a gönderilen Karamanlılar, yaşayışları, düğünleri, ninnileri, türküleri, tekerlemeleri, yemekleri, bayramları, giyim, kuşamları ile Türktürler. Kendilerini de, “bizim ülkemiz Anadolu’dur. Biz özbe öz Türküz” demektedirler.
Nasıl anlatsam ki bilemem onu
Nice güzele kök söktürür Hatçe
Köyün bekarları sokak önünde
Gençleri köşeye çöktürür Hatçe
Saçlarını salar bir deli yele
Dolar kuşağını incecik bele
Birde düğün bayaram olunca hele
Takarda zilleri döktürür Hatçe
Huri’ye benziyor kınalı eli
Salınıp gidişi ne de cilveli
Arada şöyle bir sektirir Hatçe
Hatçe gelin olmuş davullar vurur
Ağlamış gözünde yaşları kurur
Köyün genç kızları kıskanır durur
Çirkinlere boyun büktürür Hatçe
Bakışları sertti gülüşü serin
Boncuk boncuk gül sinede terin
Hala Elitaş’a hep derin derin
Of diye içini çektirir Hatçe.
1950’den sonra ağır basan her Türk-Müslüman kimliği olmuştu. Bu durum, 21. Yüzyılı yaşadığımız günümüzde her köşe başına bir cami dikerek iyiden iyiye baskı olarak kullanılıyor, ötesi Müslümanlık, Türk olmaktan önemli olmuştu. Öteki deyişler, Türkler Araplaştırılıyordu. Öyle ki, bilim güderliğin yükseldiği 1930’larda bile Bulgaristan ile Romanya’daki Hıristiyan Gagavuzların Türkiye’ye göçü benimsenmemişti. Ön yargı, “Müslüman değilse Türk değildir” inancıydı.Hiçbir kimse Gagavuzların Türklüğünden kuşku duymuyor, ancak yine de Türkiye’ye gelmeleri istenmiyor, gerekçesi ise Hıristiyan olmaları olarak gösteriliyordu. Bu ne biçim laiklik-bilim güderlik anlayışıydı? Oysa Türkler Müslüman olmadan önce 5 kez din değiştirmişlerdi. Ne Hıristiyanlık, ne de Müslümanlık Türklerin değil, Arapların atası olan Arami ya da Sami soylarının türettiği inançlardı. Tıpkı Musevilik, Zerduşluk’un olduğu gibi. Türkler öz inancı, Gök Tengricilik, ya da Tanrıyı sevgi olarak adlandırmalarıydı.Bu sapkınlık, Müslüman_Türk anlayışı, Anadolu Türklerinin kendi ülkelerinden kovulup Yunanlaştırılması biçiminde çok kötü sonuçlanmıştı. Yazık!Bu sapkınlık günümüzde onaylanamaz bir boyut kazanmış, ulus kaldırılıp, yerine Müslüman ümmet oturtulmaya çalışılmaktadır. Bu çaba içinde olanlar da şaşırtıcı sözde “Türk milliyetçileridir”. İlginç olan, bu sıkıntı Yunanistan’da da benzerdir. Eğer, Konstantinopol Ekümelik Patrikliğe bağlı değil, onu saymıyorsan Yunan olamıyorsun.Ne yazık ki, günümüzde hem Atatürk Türkiyesi, hem de Venizelos Yunanistan’da Türklük ile Yunanlık kimliğini veren soy değil, dindir. Yazıklar olsun onca ulusal emeğe!Ancak bu durum, yalnız Türk ya da Yunan milliyetçiliğiyle sınırlı bir durum da değil. İrlanda, Polonya gibi ülkelerde de ulusal kimlik inandığı, bağlı olduğu dinle belirlenir. Bu durum her Balkan ülkesinde, İsrail’de de böyledir. Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Ekümenik Patrikhane’de büyük çalkantılar olmuştu. Papa Eftim, 1920’lerde birkaç kez, Balat’taki Rum Patrikhanesini ele geçirmeye çalışmış, ancak başarılı olamamıştı. Bu dönemde İstanbul Rum toplumu içinde yandaş toplamaya çalışmış, çok sınırlı da olsa bir kısım yandaş toplamayı da başarmıştı. Ancak, Lozan’da Rum Patrikhanesinin kalması onaylanınca çabaları boşa çıkmıştı. Sonrasında, İstanbul Rum toplulukları kendisine çok ilgi göstermemişti. Hem de Ankara ile Atina arasındaki ilişkilerin 1930’larda iyileşmesi ile birlikte Papa Eftim’in Patrikhaneyi ele geçirme ereği boşa düşmüştü. Ankara yönetimi, Ekümenik Patrikhane’nin ele geçirilmesi yerine, süre içerisinde sönümlenmesini sağlamayı benimsiyordu. Böyle olunca da, Papa Eftim ortada kalmıştı. Daha sonra Türk-Yunan ilişkilerinde gerginlikler ortaya çıktıkça Papa Eftim de bunu fırsata çevirmek üzere ortaya çıkıyordu. Söz gelimi, Kıbrıs gerginliğinde, ayrıca 6-7 Eylül 1955 olayları öncesinde Papa Eftim yeni bir girişim başlatmıştı. Ancak, 1960’lardan sonra bu girişimlerine son verdi. TÜRK ORTODOKS PATRİKHANESİKimdir bu Türk Ortodokslar? Bunlar, sen ben gibi Türk. İnancı ise Hristiyan. Müslüman Selçuklar 1071’de Anadolu’ya gelmeden önce, Anadolu’da onbinlerce yıldır yaşayan Türkler Ortodoks Hristiyanlardı. Bunlara “Karamanlı” deniliyordu. Ne yazık ki bunların çoğu, 1924’deki değiş tokuşla, Lozan anlaşması gereği ülkeleri olmayan Yunanistan’a yollandılar. İşte burada kalanlar onlardan geri kalıp, Türk olarak kalanlar. Biraz ayrıntıya girelim, Pavlos Karahisarithis, sonrasında papa Eftim, 1884 yılında, Yozgat’ın Akdağmadeni kazasının İstanbulluoğlu Mahallesi’nde doğdu. Babasının adı Karahisarlı Baraş’tır. İlk ile orta öğrenimini Akdağmadeni’nde yaptı. Bellemesi ile çalışkanlığı öğütçüsü Şevki Efendi’nin gözünden kaçmadı. Arkadaşlarının Kur’anı bellemelerini imrenerek İncil’i ezberledi. 21 yaşında iken Ruhbanlık işine girdi. 1908′de Ankara’ya gelerek babasının işi olan, kumaşçılığa başladı. 1912’de diyakos, 1915’te seçimle papaz olarak ‘Eftim’ adını aldı. Sonra Akdağmadeni’ne döndü. 1918′de Keskin Metropolit Vekili idi. Keskin ilçesinin metropolit yardımcısı olan Akdağmadenli Papa Eftim, ivedi kendisine bağlı topluluğu toplayarak Fener Patrikhanesi’ni başkaldırmış, ulusal kurtuluş savaşına katılma kararı almıştır. Bu karar, hemen Ankara Hükümeti’ne bildirilmiştir. 72 kilisenin vekili olan Eftim’in bu davranışı, İstanbul Hükümeti’nce kötü görüldüğünden ivedilikle tutuklanması buyrulmuş, ancak bu buyruk, o sırada Keskin Kaymakamı bulunan Avni Bey’ce yerine getirilmemişti. Papa Eftim, Yozgat’ta kapı komşusu olan Çerkez Ethem’ce Mustafa Kemal’le tanıştı. 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış yakarısını okuyan inanç görevlileri arasında Ortodoks Türk Papa Eftim de vardı. Kurtuluş Savaşı’nda “Tüm Anadolu Türk Ortodoksları Topluluğu” olarak yer aldılar. Fener Rum Patrikhanesi’ne karşı Kayseri’de 1921’de Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni kurdu, ölümüne kadar onun başında kaldı. Bu sırada Fener Patrikhanesi’nin bütün dünya milletlerine seslenmek üzere yayınladığı bir açıklama, derin yankılar uyandırmıştı. Bu açıklamada şöyle deniliyordu: “Canavar, zalim Kemalistlerin zulmünden, biz Hristiyanları kurtarmaya geliniz! Ankara’daki zehirli yuvalarını yıkmak için acele ediniz!”Fener Rum Patrikhanesi’nin 1. Dünya Savaşı sonucu Yunanistan’ı tutmasına karşılık Türk Ortodoks Patrikhanesi Kurtuluş Savaşında Atatürk’ün yanında yer almıştır. 21 Eylül 1922’de Rum Ortodoks Patrikhanesinden bağımsız olarak, Papa IV. Eftim’ce, Atatürk’ün verdiği üç kiliseden biri olan Meryem Ana Türk Patrikhanesi (İstanbul Episkopisluğu Anadolu Ortodoks Kilisesi), İstanbul olarak kurulmuştur. Eftim, Meryem Ana kilisesini kapanarak Ortodoksluğun kutsal betiklerini, tüm belgelerini Türkçe’ye çevirmiştir. 1924 yılında Karahisaridis ayinleri Türkçe yönetmeye başlamış, adını daha sonra Zeki Erenerol olarak değiştirmiştir. Onun yolundan giden, kendilerine “Karamanlı” denilen, Türk Ortodoks toplumundan çoğu, Türk kökenlerine bakılmaksızın Yunanistan ile Türkiye arasında yapılan Müslüman-Ortodoks değiş tokuşa girmiştir. Ancak, Karahisaridis ile evgili Türk hükümetince değiş tokuş dışında tutulmuştur. Yunanistan’a zorla yollanan Karamanlılar, “siz Türksünüz” diye yadsınmışlardır.Papa Eftim,“Ben Türk dostu değil, Türkoğlu Türk Eftim’im” demiştir. Savaş bittikten sonra Galata’daki Panagia Kilisesi’ne çekilerek dini görevini sürdürmüş. Öteki kiliseleri, Ortodoks Vakfının işletiminde olan işyerleri gelirleriyle onartan, Papa Eftim (Zeki Erenol), tam kiliseyi açmak üzereyken, yenilenen kilise kundaklanmıştır. 1968 yılında 84 yaşında gözlerini yaşama yumduktan, uçmağa gittikten sonra, Meryem Ana Bahçesine gömülmüştür. Yerine oğlu Dr. Turgut Erenerol (2. Papa Eftim), ondan sonra da Selçuk Erenerol (3. Papa Eftim) olarak geçmiştir.Selçuk Erenerol’un ölümünden sonraysa günümüzde görevde bulunan Paşa Ümit Erenerol (4. Papa Eftim), Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin başında bulunmaktadır.1991 yılında Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin basın sözcülüğüne getirilen, günümüzde de bu görevi yürüten torunu, Atatürkçü Sevgi Erenerol, Ergenekon yalanından ötürü yargılanmıştır. Altı yıl tutukevinde tutulmuştur. Türk Ortodoks Kilisesi Patrikleri,
• Papa I. Eftim (1923-1962) – Pavlos Karahisaridis, daha sonra Zeki Erenerol adını almıştır.
• Papa II. Eftim (1962-1991) – Turgut Erenerol,
• Papa III. Eftim (1991-2002) – Selçuk Erenerol,
• Papa IV. Eftim (2002- ) – Paşa Ümit Erenerol, bugün hala görevini sürdürmektedir.Günümüzde Patrikhanenin Tophane’de, Atatürkçe verilen toplam üç kilisesi ile vakıf gelirleri için 200 dolayında işyeri vardır. Bunlar; Meryem Ana Türk Ortodoks Kilisesi (İstanbul Baş Episkoposluğu Anadolu Ortodoks Kilisesi), Karaköy Aya Nikola Kilisesi ile Aziz Aya Yani Kiliseleridir. Bu üç kilise, Kurtuluş Savaşı yıllarında Türk Ortodokslarına geçmiştir. O yıldan bu yana, Türk Ortodoks Patrikhanesinin denetimindedir. Fener Rum Patrikhanesi bu kiliselerin, Kurtuluş Savaşı yıllarında zorla alındığını ileri sürerek, bu üç kiliseyi geri almak istemektedir. Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi, Rum Doğu Ortodoks Kilisesince tanınmayan bir Türk Kilisesidir. Bundan ötürü kilise Rus, Ortodokslarına bağlıdır.Günümüzde vakıf başkanı Patrik III. Eftim’in (Selçuk Erenol) oğlu, IV. Eftim ya da Paşa Ümit Erenol. Vakıf sözcüsü Sevgi Erenol, Cancan ise küçük kız kardeştir.Günümüzde Patrikhanenin, 350 kişi dolayında üyesi olduğu bilinmektedir. Türk Ortodoks Patrikhanesi bugün, Tophane-Karaköy Ali Paşa Değirmeni Sokak. Beyoğlu/İstanbul’da varlığını sürdürüyorlar. Türk Ortodoks Patrikhanesi herkese açık. Ayin; her pazar günü 11.00-12.00 arası Patrik Paşa Ümit Erenol başkanlığında sürdürülüyor. İsterseniz, siz de çat kapı gidebilirsiniz.
KAYNAK
Ferda Balancar, 2016. Cumhuriyet’in ‘Hıristiyan Türkler’le imtihanı. Türk Milliyetçiliğinde Katedilmemiş Bir Yol: ‘Hıristiyan Türkler’ ve Papa Eftim” İstos Yayınları, Stefo Benlisoy, 05.11.2016 Agos Gazetesi.

Bir cevap yazın