Ayasofya, seyahat acenteleri ve rehberler

Bahattin Yücel, Genel, Haber
Haberi paylaşın

Son günlerde iki gelişme gündemde üst sıralarda.
İlki; ülke genelinde çok tartışılan Ayasofya’nın müze vasfının değiştirilerek, cami cemaatinin ibadetine açılması önerileri. Diğeri ise deyim yerindeyse içimi sızlatan, aralıksız verilen ve sayıları her geçen gün artan,  “Satılık seyahat acentesi” ilanları.
İlk bakışta iki konu arasında ilişki yok gibi gelebilir.
Ama var.
Ayasofya’nın konumu siyasetin ilgi alanında tartışırken, sektördeki meslek kuruluşları için bir mihenk taşına dönüşüyor. 
Geçtiğimiz yıl yaklaşık 3,7 milyon kişiyi aşarak, Türkiye’nin en fazla ziyaret edilen müzesi konumuna yükselen Ayasofya, son dönemde meslek kuruluşları yönetimine seçilmenin ardındaki itici gücün, “yukarısı” ile iyi (!) ilişkiler kurma amacından kaynaklandığını gösterdi.
Bulunduğu yerde ilki Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmadan MS 360 yılında inşa edilen, 6. yüzyılın başlarında -Justinyen dönemi- yeniden yapılan Ayasofya’nın tarih içindeki serüveni, Türkiye’nin en büyük kentinin gelişiminin canlı tanığıdır.
Çatışmadan beslenmek dışında bir siyasal çizgi izlemeyi beceremeyen, çapsız siyaset simsarlarının çan yerine, ezan sesi dinletmeyi pazarladıkları bu eşsiz mabet , 1453 yılından 1934 yılına kadar her gün 5 vakit ezan okunan, Müslümanların ibadetlerine açık bir cami iken, o tarihten bu yana müze işlevini görüyor.
Bu dönüşümün  İstanbul gibi dünyanın merkezi sayılan, MS 395 yılından günümüze uzanan hikayesini, her halde Ayasofya’dan daha somut gösterecek bir yapı bulunamazdı.
Konunun; Sayın Cumhurbaşkanın “ önce Sultanahmet Camisini dolduralım, Ayasofya’ya sonra bakarız” sözleri söylenmemişcesine, yeniden tartışmaya açılmasının, öncelikle turizmcileri rahatsız etmesi beklenirdi.
Kuşkusuz burada turizmcilerden kastedilen, meslek örgütleridir. TÜRSAB yönetimi konuya ilişkin görüşlerini titizlikle saklasa da, üye seyahat acenteleri, Ayasofya’nın müze olarak kalmasının yararlarını, açıklıkla ortaya koymaktan çekinmediler.
Kuşkusuz bu konuda dikkat çeken bir başka çıkış, Rehberlerimizden geldi. Lafı eğip, bükmeksizin, Ayasofya’nın müze olarak kalmasını hiç çekinmeden, somut örnekler vererek savundular. 
Meslek örgütleri ise son dönemin en üzücü yaklaşımlarından birini sergiledi. Siyasete girmeyelim içerikli açıklamalarla, egemen siyasetin hizmetinde oldukları izlenimi verdi..
Geçtiğimiz hafta krizden en fazla etkilenen kesim olan seyahat acenteleri, iktidarın dikkatlerini çekmeye dönük düşüncelerini, kamuoyu ile paylaştılar. Başka ülkelerden- örneğin-, yurtdışına turist gönderen Almanya ve Japonya’dan somut örnekler vererek, haklı bir destek ve yardım talebinde bulundular.
Gönül isterdi ki, TÜRSAB Anadolu’da bu gibi durumları eksiksiz tanımlayan; “ne şiş yansın, ne de kebap” deyimine uygun tutum almak yerine, ortaya bir hasar tespit raporu ile çıksın, sonuçları öncelikle kamuoyu ile paylaşsın, ardından Bakanının temelsiz iyimserliğini boşa çıkaracak, yurtdışı pazar verileriyle, gerçeği kararlı biçimde vurgulasın.
Olmadı.
Sonuçta seyahat acenteleri seri ilan sayfalarında 2’nci el otomobiller gibi belgelerini atışa çıkardılar. 
Mesleğe en yakınlarını ihmal etme bahasına, yıllarca hizmet etmiş bir turizmci için söyleyecek tek şey; “bugünleri de mi görecektik”, olacak sanıyorum. 
Bizde ne yazık ki, beceremeyince istifa etmek yok.

Bir cevap yazın