Bir ömür mü, bir gün mü?

Genel, Haber, Hasan Teoman
Haberi paylaşın

Yılda bir günümüzü de anamızı ‘düşünmeye’ ayıralım mantıksızlığının, gelişmiş kapitalist batının tüketim çılgınlığına katkı sunduğunu hepimiz biliriz. Doğu toplumlarının analar ve babalar üzerinde yükselen iki dayanakla yükseldiğini anımsatırsak, iki uygarlık arasındaki çelişkiyi de anlarız.

Üreten halklar ile sömüren devletler, üretimden düşerek tüketici olan yaşlılara karşı, ayrıcalıklı bir yer ayırmıştır toplum içinde… Huzur evleri, batı toplumunun çatı aralarıdır! İşe yaramaz, günü geçmiş, bozuk ve işlevi olmayan eşyaların atıldığı bu karanlık yer, o evde yaşayanların geleceğini, onlara anımsatması bakımından da önemlidir. Kapitalist sisteme emekleriyle katkı yapan ve sonucunda tüketici konumuna düşen o insanlar, inanıyorum ki bizim yaşlılarımıza imrenerek bakmaktadırlar. Batı böyle batı olmuştur; insanları öğüterek ve sömürerek büyümüştür! Ancak, özellikle paralı batılılar, kendi toplum geleneklerine uyarak yaşamlarının son demlerini akranlarıyla tamamlamayı tercih etmekten mutlu olmaktadırlar.

Sosyal devletçilik anlayışı bu olanağı halkına tanımaktadır; yeter ki çalışan genç nüfusun

‘üretim özgürlüğü (!)’ sekteye uğramasın ve ana baba da olsa, onlara ayak bağı olmasın!

Böylesi bir çalışma hengâmesi içinde, bireylerin anayı ve babayı anımsaması elbette zor olmalı ki yılın birer gününü yeterli görmüş! İyi mi kötü mü, tartışamayız… Toplumsal gelenekleri ve kişisel özgürlüğe bakış acıları belki onu gerektiriyor, bilemem… Eskimoların eskiden, elden ayaktan düşmeden buzula çıkıp donarak ölmek istemeleri gibi, insan onurunu dik tutan bir gelenek olarak görünebilir batıdaki ‘Yaşlılık Özgürlüğü!’

Halkların terk edemeyeceği, pratikte kazandıkları değerleri vardır; bilim ve üretim gelişse de bu değerlerin yerini hiçbir kural alamaz; bizler öyle halklarız… Batının hayran olunası yaşamına sırt dönemeyiz, elimizdeki ‘bizden akıllı’ telefonlardan ve soframızdaki koka koladan vazgeçmedikçe o hayranlığın, kapitalizm sürdükçe var olacağını biliyoruz. Bırakın bu batı özentisini… Hiç olmazsa sevgilerinizi, duygularınızı, aşklarınızı, yaşam duruşunuzu,

ilişkilerinizi, kazançlarınızı, geleceğinizi ve arkadaşlıklarınızı şekillendirmesine izin vermeyin…

Onlar gibi sevmeyin örneğin… Aşkınızla, iki nokta bir virgül, iki öpücük, bir garip şekil göndererek iletişim kurmayın… Sevdiği kadına sayfalarca mektup yazanın duyguları belki

bugün size gülünç gelebilir, ama ‘batıyı’ yaşayan uçarı gençliğin aşkları da kusura bakmasınlar gerçek aşk değil…

Yaşamımızın içinde, karşımızda, yanı başımızda ve bir şekilde yüreğimize dokunan duygu durakları vardır. Ulusal ve dinsel bayramlar, doğum ve ölüm yıl dönümleri, vs… Her durağın bir anlamı, bize anımsatacağı bir yolculuğu vardır. Sonunda, tüketmek değil düşünmek vardır.

İnsan olmanın, ulus olmanın, özgür olmanın, belki de vicdanlı olmanın reçeteleri vardır içinde… Kimisi yüz yıllardır hamurumuzla kaynaşmış değerlerdir, kimisi boştur… Sevgililer günü gibi Analar ve babalar günü de, küresel bir aklın bacamızdan attığı, günü geldiğinde alışverişe koşturmamızı emreden garip bir yabancıdır!

Hepsine boş verelim!

Dayatmalara, özentilere, tüketim çılgınlığına boş verelim!

Hoş; bundan böyle yaşamımız virüsün kıskacında, ama önce sağlık…

Ondan izin isteyeceğiz!

Analara sarılmak isteyenler, babaları öpmek isteyenler, evlatları burunlarında tütenler, sevgilisini canından çok özleyen…

Virüsün gözünün içine bakıyorlar…

Yaşlıları geçtik, sevenlerin de mi hatırı yok?

Adi Kapitalist virüs, ne de duygusuz yaratıkmış!

Analarımızın her günü, bizim günümüz… Uzun sürmesini dilediğimiz ömürleri bizim ömrümüz… Kimimiz erken yitirmiş, kimimiz birlikte yaşıyoruz; her dakikası için teşekkürler…

Ülkemizde evlatlarını yitirmiş acı çeken ve mutlu mutsuz tüm analarımızın ellerinden sevgiyle öpüyor, sağlıklı ömürler diliyorum. Dileğim günü geldiği için değil, yılın her gününü ülkemdeki emekçi, şiddet gören, yoksul ve acı çektirilen kadınları düşündüğüm içindir. Yüreğim onlarla birlikte olduğu içindir…

Ülkemizin en önemli sorunu kadına şiddeti de anımsatmadan geçemem… Erkek, kadını ana iken seviyorsa, eş olarak da sevmeli… Çocukken de, genç kızken de sevmeli ve korumalı…

Kadınının üstünlüğünü ezmek izin güç kullananların da bir anası, bir kız kardeşi vardır elbet…

Empati yapamayacak denli cahil olan bu yaratıkların, kadından uzak kalmalarını sağlamak ve etkin yaptırımlar koymak devletin görevidir. Devlet Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan kadınlarımızın beklentisi budur. Onun, bu cinsiyete karşı gerçek bakışı, şiddeti kesin önleyecek girişimleri yaptığı gün anlaşılır olacaktır…

Virüsün ulaşamayacağı uzaklıkta kalın, evde kalın, sevgiyle kalın…

Bir cevap yazın