Corona virüsü ve acı gerçekler

Genel, Haber, Mustafa Sarıipek
Haberi paylaşın

Sağlık açısından bu kadar büyük bir sıkıntının yaşandığı, neredeyse nefes almanın bile yasaklandığı şu corona virüsü salgını hepimize unuttuğumuz o acı gerçekleri bir kez daha yaşattı.  

Alkışlar iktidar değil yereldeki yönetici ve vatandaşlara.

Sağlıkçılarımıza alkış ötesi, çünkü hepimizin baş tacı oldular.

Siyaset dışı davranan belediye ve kaymakamlıklara teşekkür ediyorum.

Kimse ne aç kaldı, ne de açıkta.

Eczacılar, görünmez kahramanlarımız.

Ortaca’daki eczacı dostum sevgili Cengiz İlhan ile yaptığım röportajda neler var neler.   

Meğer ne kadar da haklıymış.

Sözcü Gazetesi’nde de yazdım.

Cengiz İlhan, korkmadan, lafını dolandırmadan, açık ve seçik dedi ki:

“Maske dağıtımını ellerine yüzlerine bulaştırdılar” (Detayı aşağıda)

Lafın bittiği yer.

NOKTA.

xxx

Arılarını dağ, taş, tepe demeden ülkenin her yerine götürerek Çin’in tahtına oturan arıcı ve dolayısıyla balcılarımıza kocaman alkış.

Canla başla çalışan muhtarlar, belediye başkanları ve diğer yetkililer, polis ve jandarma,

Sokağa çıkma yasağında kapı kapı dolaşan ekmek üreticileri, paket servisçilerine, kargocular ve  su satıcılarına bravo.

Unuttuklarımdan özür diliyorum.

GELELİM YANLIŞLARA

Önce Cengiz İlhan’ın söyledikleri:

“Maske konusunda vatandaşa dert anlatmaktan bıktım. Dağıtımla ilgili 5 kez (Yazıyı sayfaya koyana kadar yeni 2 karar daha çıktı) karar değiştirdiler. Ne yapacağımızı şaşırdık. Maske işini ellerine yüzlerine bulaştırdılar, Marko Paşa’yı geçtik” dedi. Haberin çıktığı akşam yeni bir kararla eczanelerin maskeleri parayla satılacağının yeni haberi verildi. Bir gün sonra marketlerde de satılacağı duyuruldu.

İlahi Cengiz İlhan, bu yaşında ermişliğe ulaşmanın keyfini yaşamalısın.

Neden mi?

“Tek çözüm bu maskenin parayla eczaneler tarafından satılması” demişti. Yollarını da göstermişti. Tam detayı okumak için sözcü.com.tr ve sariipekhaber.com.tr adreslerine müracaat lütfen.

Aklın yolu bir Cengiz İlhan ama o biri bulabilmek önemli olan. 

Etti mi sana maske dağıtımıyla ilgili 7 karar değişikliği.

İş bilmeyen kılıcı nasıl kuşanır ki?

ÖLÜM YATAĞINDA BİLE AYRIM

Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan her konuşmasında kendisinin Türkiye’de yüzde 51’in başkanı olduğunu söylediğinden bu yana söylemi değişti mi?

Değişmediği gibi şu çoronalı, ölümlerin yaşandığı günlerde bile ayrımcılık sürüyor.

Bir yanda karşılıklı goy goycu yandaş medyalar:

Biri; “Corona virüsü salgını ülkemizde iyileşti”

Karşıt yandaş: “İyileşmedi”

Tünelin ışığı göründü,

Yok görünmedi.

Doktorlar yalan mı söylüyor: “Salgın azaldı”

Biz doktoruz yalan mı söylüyoruz: “Salgın devam ediyor”

 Haydaaa

Bu ne yaman çelişki annem.

Xxx

Önce;

“Maske zorunlu değil, kesinlikle hiçbir işe yaramıyor”

O zaman maskeler neden başka ülkelere gönderildi, hem de beleş?

Virüsün ilk götüreceği 65 yaş üstündekiler denilerek neredeyse tecrit edildiler.

“Kolonya ve maske gönderilecek” dendi peşinden.

Hani maske bir işe yaramıyordu?

Sonra:

Maske takmak zorunlu.

Sıkıyorsa çık bakalım maskesiz. 3 bin bilmem kaç lira ceza.

E hani gerek yoktu?

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır, maskenin zorunlu olduğunu sonradan öğrenmiş olacaklar.

Vay da vay.

Xxx

Haberlerde flaş flaş:

Kovid-19‘la mücadele kapsamında sağlık malzemelerini taşıyan Türk Silahlı Kuvvetlerimize ait uçak İspanya‘nın Madrid kentine 1 Nisan tarihinde iniş yaptı.

Yurtta ki feryat: “Ama biz maske bulamıyoruz”

Yine tuttuk mu kelin perçeminden.

Peşinden alay edercesine yeni bir haber:

İngiltere‘nin Avrupa’dan Sorumlu Devlet Bakanı Wendy Morton, Twitter hesabından gönderilen yardımların fotoğrafını paylaşarak, “Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca‘ya 250 bin kişisel koruyucu ekipman için teşekkürlerimi ifade etmek isterim” dediğini göğüslerini gere gere anlatmazlar mı?

Vay ki vay.

Türkiye 28 Nisan‘da da bir diğer NATO müttefiki ABD‘ye bir askeri uçakla yardım malzemesi gönderdi.

Abooo,

Bunların büyük bölümünün ABD tarafından PKK’ya nakledildiği bile iddia edilmekten öte fotoğrafları basın kuruluşlarının bazılarında yer aldı.

İktidar “Dayanışma” dedi.

Vatandaş “Maskem nerede?” diye sordu.

Türkiye hariç dünyanın 55 ülkesine yardım yağdıran ülkemin yönetici ve yasa koyucuları maskesiz gezen insanlara ceza yağdırılırken seyirci.

Ne yapsın adam maske bulamıyor ki?

7 ŞEHİR YAŞAYANI YANDI

Virüs yasakları öncesinde büyük şehirlerden Bodrum ve Marmaris gibi sayfiye ve turizm merkezlerine akın olmuştu. Marmaris şanslı çıktı çünkü gelenlerin çoğunluğu Marmaris dışındaki uzak mahallelerde, müstakil evlerde sosyal mesafeden de uzak yaşam içindeydiler. Muhtarlıklar da işi sıkı tutup tespit ettiklerinin 14 gün dışarıya çıkmamasını sağladı. Bodrum’da öyle olmayınca ölümlü virüs vakaları yaşandı.

Şimdi yeni akın başladı. Muğla girişinde alınan tedbirler nereye kadar etkin? Muğla’ya giriş yapanların plakaları, ad soyadı ve nerede kalacakları tek tek yazıldı mı? Yazıldı ise bunların evlerinde karantinada olacakları nasıl kontrol edilecek? Her eve bir bekçi mi dikilecek?

Bir kişinin taşıyıcı olması halinde işin nereye varacağını bilim adamları açıklıyor sürekli. Tam tedbir almadan böyle bir serbestliği siyasi görüşü ne olursa olsun, kim nasıl kabul edebilir ki?

Zaten siyaset can kurtarmıyor.

Yasak kalkan şehir yaşayanları artık kendi tedbirlerini kendileri almak zorunda.

Biz eve kimseyi kabul etmiyorduk, şimdi hiç ama hiç kabul etmeyeceğiz.

GELELİM TV’LERE

Yasaklar ülkesi olduk ya.

20 yaş altı, 65 yaş üstü neredeyse iki aydır sokağa çıkarılmıyor.

Hafta sonları üstüne eklenen topluca çıkış yasağı.

Herkes eve, evde de TV’ye mahkum.

TV’ler ne yaptı?

Reyting artırma savaşı yerine, izleyenleri salak yerine koydu. Ne kadar izlenmeyen program varsa devam etti. Hiç birinde bir yenilik yapılmadı.

Birisi Türk filmi oynatmaya kalktı, rakipler de hemen aynı yola başvurdu. 50 kere yayınlanmışları 60’ncı kez yayınladılar.

Dize dize, diziler. Yenileri çekilemediği için tekrar tekrar tekrarlananlar.

Maç yayını yok, özel maç kanalları çatır çatır abonelerinden maç parasını tahsil ederken kimsenin gıkı çıkmıyor..

Parasını ödediğiniz film kanallarında durmadan aynı filmler gösteriliyor, lafını eden yok.

GELELİM FİYAT ARTIŞLARINA

Bunlar “Köylü, yani üretici” pazarından bazı rakamlar: Taze bakla 7,5 lira. İç bakla 15, çilek 10, yeşillik 2, taze soğan 2, marul 3, taze sarımsak 5, pazı 2, kuru İncir 30, badem 80, keçiboynuzu 10, pekmezi 50, unu 30, deniz tuzu 20, kantaron Yağı(200 ml.) 15 TL.

Diğer semt pazarlarında bu rakamların üzerine 2’şer, 3 ve hatta 5’er lira daha ekleyin. Marketlerden de pahalı.

Neymiş serbest piyasa ekonomisi.

Köylü dedik bağrımıza bastık.

Gerçek köylüyü basmaya da devam edeceğiz ama

Bu zor günlerde kazancı olmayan vatandaşı bağrına basmayan köylüyü değil.

Fırsatçı köylüyü değil.

Tabii ki elektrik, su, mazot, gübre, insan güce masraflarını ve üstüne de üç kuruş karını alacak.

Ama içine çürük doldurmayacak, eksik tartmayacak, yani gerçek köylümüzün hala başımızın üzerinde yeri var.

xxx

Şu içinden geçilmese de tünel, üstünden araba geçmese de geçmesi gereken yol, otoban ya da köprüydü o araçların parası hazine tarafından zorunlu olarak ödenmesi mecburiyeti var ya,

Valla bizim o küçük aklımız bunları anlamaya hayatta yetmez.

Anlasa da atlatmaya gücümüz yetmez.

Güzel söz:

Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. Mevlana

Bir cevap yazın