Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!

Genel, Haber, Hasan Teoman
Haberi paylaşın

Mudanya şimdi bana yabancı…

İçine girmeden, caddelerinde dolanmadan, hal kahvelerinde simit eşliğinde demli çay içmeden, poyrazında üşümeden, dost ve arkadaşların yarenliğine bulaşmadan yaşanmıyormuş!

Her sesin birbirine çarptığı, martı seslerinin insan sesine karıştığı kordon şimdi boş…

Varsın olsun dostlar, bu da geçer…

Darbeden darbeye gördüğümüz bu yaşam boşluğu neyse ki siyasal değil!

Sağlık her şeyden önemli…

Nedeni ve sonucu belli başı sonu kısa bu tutukluluk, şimdilik başımız üstüne…

Hakkından geleceğiz, bu virüsü yenip özgürlüğümüzü alacağız…

Keşke her salgın böylesine görünür ve dürüst olsa!

Virüs, dünya yüzündeki çok şeyi değiştirecek güçte…

Öldürücü, evet!

Ama devrimci bir inadı da var bu minik katilin!

Emperyalistler sarsıldı, küresel sistemin sonu göründü, kapitalist ülkeler paralarını bile birbirlerinden saklar oldu…

Para odaklı kar sistemlerinin, insan sağlığını yeterince koruyamadığı kanıtlandı…

Hangi devletin öz gücü sağlamsa, bu virüsten en az yıkımla onlar kurtulacak, bu belli…

Virüs görünmeyen bedeniyle dümene geçti, saptırmaya ömürlerin yetmediği dünya yörüngesini devletçilikten yana kırmayı başardı! Bu beklenen geçişin olasılığı arttıkça Neo liberaller şaşkın, ekonomistler huzursuz, başkanlar esip gürlüyor, yoksullar Tanrı’ya, varsıllar dolara sarılıyor… Lakin Korona elinde hançer, ulusların yumuşak karnını deşmeyi sürdürüyor… Demokratı, faşisti, milliyetçisi, sosyalisti, dincisi, emperyalisti tanımadan ezip geçiyor… Karşısında güçlü bir devlet gördüğünde başını eğebiliyor… Norveç’e uğramıyor örneğin, İtalya’yı mesken tutuyor… Küba’da, Güney ve Kuzey Kore’de tutunamıyor, Fransa’yı ve ABD’yi delip geçiyor… Ülkeler maske, soluk aleti, ilaç eldiven araya dursun, canlar yok oluyor… Özel sektöre cihaz, maske, eldiven vb. ürettiren devletler kapitalizmi sinirlendiriyor! Kar etmeye alışmış liberalizm para yitirdikçe gözünü devlete dikiyor… Kendi çıkarına göre yarattığı dünyasında mutlu ve mesut yaşayan küresel emperyalizm, konu insan sağlığı olunca deprem yemiş gibi sallanıyor…

Hani sosyal devletçilik?

Hani her yaştan insanın mutlu yaşayacağını varsaydığınız küresel demokrasi?

Gökten yağacak taşa önlem düşünürken, hayvandan bulaşan bir canlıya baş mı eğdiniz? Nerede, yere göğe sığdıramadığınız parasal gücünüz?

Uluslararası ağalar, elleri kolları bağlı virüsün dansını izliyorlar… Korkuyorlar; gerçek bu! Geçmişte, Komünizmden korktukları gibi korkuyorlar… Onun modası geçti, dünya sizlere kaldı… Doğanın içine ederken ondan gelecek tepkiyi ölçemediniz… Virüse kızmayalım, sisteme kızalım, bilimsiz düşünceye kızalım, insanı para karşısında değersizleştiren sömürü düzenine kızalım… İlaç sektörünün büyük sermayelerin emrinde tutulmasına karşı çıkalım… Siyasal ve sosyal bilimciler, bundan böyle farklı bir dünya göreceğimizi söylerken yoksulları değil varsılları uyandırdığını unutmayalım…

“Can yeleklerinizi takın, ufukta kara yok!” diyorlar…

Paralar, güçler, göz konan topraklar, petrol yatakları, su havzaları, güzelim kıyılar, ormanlar, bankalar dolusu paralar, otel gibi şık özel küresel hastaneler, kıtalararası sermayeler… Ve bunun için savaşan paralı askerler… Bunlar mı kutsal, yoksa doğanın insana karşı verdiği mücadele mi?

Ya da doğa mı güçlü, para mı; kim haklı?

İnsan en korkak ve en aciz canlıdır!

Korkuları, ihtirasları, zaafları, duyguları, hırsları vardır; sevgileri de… İki şeyi sevmeyi severler: İlki, bireysel itibar ve özgürlük ki kapitalizmin yaradılış efsanesi budur; ikincisi, kazanacakları para ve getireceği güçtür. O para bir virüse yeniliyorsa, onu kazandıran sistemin gerekçesi de, güvenirliği de, bilimselliği de ortadan kalkmış olur!

Ulusal devletçiliği uyandıran korona, bir yandan da açlığı ve yoksulluğu işaret ediyor… Bugün maske ve eldiven arayanlar, umarım pek yakında yiyecek aramazlar… Görüyoruz ki, tüm ülkelerde alınan önlemlerin altında devletçi girişimlerin imzası var… Elbet o devletler açlık tehlikesinin de çaresini bulacaklardır…

Felaketi görünce devlete sarılmak, her şey yolunda giderken ulusal devletçiliği yıkmaya uğraşmak küresel demokrasinin zırvalığının karakterindeki bozukluktur… Bunu da görmüş ve yaşamış olduk… Paranın fırıldağa döndürdüğü bizler çılgınlaştıkça, tüketim krizine battıkça ve devleti hantal bir yaratık olarak algılamaya sürdürdükçe, böylesi yıkımlarla buluşma olasılığımız vardır… Kapitalizmin özgürlüğüne (!) kapılmadan uluslar, devletin gücünü pekiştirerek bir farkındalık yaratmalı artık…

Sokağa çıkamayan biz yaştakiler ihtiyaçlarımızı kimden istiyoruz? Devletten!

İlaç, çarşı – pazar, bakkal – market için kimi arıyoruz? Yerel yönetimi yani belediyeleri, emniyeti, sağlık kuruluşlarını!

Evlerimize dek getiriyorlar isteklerimizi…

İşte devletin eli böyle sıkılır, bu günlerde gerek duyulur…

Zor günde devlet varsa siyaset yoktur, hizmet vardır…

Ne demiş atalarımız?

“Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” demiş…

Tam da bu günlerin dünya sözü…

Devlet, siyasetin de siyasetçinin de, paranın da üzerinde olduğu zaman güçlüdür…

“Tanrı devletimize zeval vermesin”

Emperyalist liberalizmin umutlarını çöpe atan, dümeni ulusal devletçilikten yana döndüren virüsü yok edelim!

Ama unutmayalım; her musibetin mutlak bir hayrı ve dersi vardır…

Gözleri açar, uykudan uyandırır, silkeler, gerçekleri geç de olsa gösterir…

Bir cevap yazın