Umut, hala yoksulun ekmeği!

Haberi paylaşın

Anadolu halklarının ‘ulus devlet’ çatısı altında ‘Türk Ulusu’ adını alarak uygar dünya ile buluşması, Mustafa Kemal’in devrimciliği ile komuta dehasını öne çıkarsa da, İmparatorluk yorgunu yoksul insanların ona inancındaki sonsuzluk ve güvenin bunda payı yadsınamaz. Her şeyin sonu geldiği sanıldığı bir felaketin enkazından yeni bir ulus yaratmak, devrimci bir beceri gerektiriyor ise, bu yetenek ve görüş derinliği salt onda olduğu içindi; çünkü o, yüreğine Anadolu büyüklüğünde bir umudu sığdıran o günlerin tek adamıydı…

1919’dan başlayan, 30 Ağustos 1923 tarihinde sonlanan ‘Kutsal İsyan’, Türk ulusunun geleceğini çizen, tarihindeki en önemli bağımsızlık ve özgürlük savaşıdır… Türkler ilk kez, yurt edindikleri son toprakları kurtarmak için savaştılar… Ölümü ve yokluğu, inançlarını ve kültürlerini, göçecek başka bir toprağın olmadığının bilincinde, özgürlüklerini düşünerek savaştılar… Ellerinden alınmak istenen yurtlarını, namuslarını, kimliklerini, tarihlerini, adlarını, törelerini kurtarmak için savaştılar…

‘Kutsal İsyan’ denilen Anadolu ayaklanması, 20. Yüzyılın başlarında yaşanan, bu coğrafyada benzerine pek rastlanmayan, Ortadoğu’nun Müslüman halklarınca az da olsa örnek alınan bir ‘ulus devlet’ pratiği oldu… Libya’dan Mısır’a, Irak’tan İran’a ve Suriye’ye dek emperyalizmin boyunduruğuna takılmış devletlerin özgürlük haritası laik Türkiye Cumhuriyeti idi… Daha önemlisi bu genç cumhuriyet, Mustafa Kemal Paşa ve Anadolu halkının ortak bilincinin önderliğinde gerçekleştirilen, zamanlaması ve uygulaması dikkat çekici bir burjuva devrimi niteliğindeydi…

Sovyetler Birliği’nin kutsal Anadolu isyanına yaptığı parasal ve askeri yardım elbet komşuluğun ‘hoş geldin’ armağanı değildi o yıllar; emperyalizmin Ortadoğu’dan atılması, Anadolu’dan silinmesiyle gerçekleştirilebilirdi… Sınırlarının ötesinde, bağımsızlığı karakter edinmiş güçlü bir lider vardı ve demokratik devrimi amaçlayan bir devletin temellerini atıyordu; bu kuzey komşumuzun işine de geliyordu…

Yeri gelmişken anımsatalım; Sovyetler Birliği’nden kutsal Anadolu isyana gönderilen yardım küçümsenecek boyutta değildir… Mustafa Kemal Paşa’ya duyulan güven o çalkantılı devrin huyuna suyuna uygun düşmese de, zaferimizin ışıkları kuzeyden önemsenecek ve alkışlanacak denli parlaktı… Anadolu’da bir halk, emperyalist kuşatmayı kırmaya can verirken, Rusya topraklarındaki feodaller, burjuva devriminin ötesine geçerek, emekçi ve köylü sınıfının iktidarını gerçekleştiren sosyalist devrimi yaşıyorlardı…

Düşman ortaktı; amaç ayrı idi…

Önce Anadolu’nun kurtarılması önemliydi…

Savaş sonrası emperyalizm iki ülkeyi de gırtlağından yakalamış, ama haklı olanların zaferi dünyayı şaşkına çevirmişti…

Gerisi ayrıntıydı!

Yeri gelmişken, bizlere geçmişte ‘komünistler Moskova’ya’ diye bağıran kadim ülkücülere bu bilgiyi anımsatmamda yarar var; ne de olsa ‘milliyetçilik’ onların tekelinde ya!

Paşa’ya gönderilen Sovyet yardımı, uzun yıllar ABD ile yürüttüğümüz ‘kutsal müttefiklik’ ve ‘stratejik ortaklık’ palavraları düşünüldüğünde ‘oldukça eli açıklık!’ sayılır…

“39.000 tüfek, 327 makineli tüfek, 54 top, 63 milyon fişek, 147.000 top mermisi, 2 avcı botu, 4.000 el bombası, 1.500 kılıç, 20.000 gaz maskesi ve 125.000 TL değerinde altın…” Karşılıksız yardımlar bununla da sınırlı değildi…

“1921 yılında da Nisan, Mayıs ve Kasım aylarında üç parti şeklinde toplamda 6.500.000 altın ruble yardımı yapılmıştır… Sovyetlerin bu süre zarfında verdiği altın ruble yardımı toplamda 17.500.000 rubleyi bulmuştur. Ayrıca 1932 yılında faizsiz ve 10 yıl geri ödemeli olarak 8 milyon dolar kredi verilmiştir ve bu para Sümerbank’ın kurulmasına sermaye olarak harcanmıştır…”

(Türkiye Kurtuluş Savaşı’nda S.S.C.B yardımları /Faysal Göktaş)

(Taksim alanının orta yerindeki anıtta Atatürk’ün yanında duran iki Rus komutan, Sovyet dostluğunun ve yardımlarının anımsatıcı kanıtıdırlar…)

XXX

Sonuna yaklaştığımız Ağustos ayı, topraklarımızın kurtuluşu ve ulus devletimizin kuruluşu bakımından ne denli önemliyse, geriye dönüp ‘neredeydik, nerelere geldik?’ babında düşünmemize de olanak sağladığı için öğreticidir; bilmek isteyene tabii…

Osmanlı devletini ve Anadolu halkını köleleştiren Sevr anlaşmasından (10 Ağustos 1920) 30 Ağustos 1922 Büyük Taarruzun sonuçlanmasına dek yaşanan acı tatlı her gelişme ve sonuç, bu toprakları seven her Türk vatandaşı için kutsaldır…

Keşke, 50’li yıllardan bu yana gelişen devrim karşıtı girişimler, atılan gerici adımlar, dinci ve cemaatçi saldırılar ve akıl almaz hainlikler hiç yaşanmamış olsundu…

‘Bu ülke, bu denli haini nasıl yetiştirmiş?’ diyerek hayretlere düşmemiş olsaydık…

Ne yazık, oldu olanlar…

Acılar çekildi, canlar yitirildi, adaletsizlikler yaşandı… Laik cumhuriyet tarihe kaldırıldı… ‘Ordu, ‘Mehmetçik’ gömleğini çıkarttı… Komşularımızla kavgalıyız… Sınırda savaş var… Madenler küresel şirketlerin elinde… Ormanlar yanıyor, THK silinmek isteniyor… Kemalist Cumhuriyet’in sanayisi çoktan satıldı… Ulusal birlikteliğimiz bölük pörçük…  Mutfakta aş kavgası, sokakta kadınlara ölüm, genç yüreklerde gelecek korkusu…

Gel gelelim;

Özgürlükçü Liberaller…

Demokrasi ustası Saroz sevicileri…

Küresel düşünen (!) sol aydınlar…

Demokratik küresel liberaller…

Türkiyeci sosyalistler…

‘Ulus devletin modası geçti’ diyen enteller…

Şimdi, yeni parti kurmayı düşünen ‘Yenilikçi Dinciler’…

Özgürlükçü sosyalist dinciler…

Dıştan takmalı motorla çalışan sevgili burjuvazimiz…

Bir yığın bölünmüş siyasal ve öğreti anlamsızlığı…

Gün oldu, hepsini alkışladık!

Gelişmiş demokrasiye ‘gireceğiz’ sevdasıyla gökyüzünü aydınlattık sevinçten…

Yere göğe, zarfa sandığa sığdırılamadık…

Başımıza taç, yüreklerimize taht koyduk…

Oturdular, oturuyorlar, oturacaklar da…

Yakınmaya gerek yok, 2023’e şunun şurası ne kaldı?

  1. Yılı hep birlikte kutlayacağız, inşallah…

XXX

Savaşmayı iyi biliriz!

Ölüm, yaşamak gibidir yüreğimizde…

Sırt sırta verip kurşun sıkmak düşmana, tam bize göredir; ta gözünden vururuz turnayı…

Yaşamayı da, ta on ikiden vurabilsek…

Bereket ve can fışkıran Anadolu’yu ‘öteki dünyadan’ daha öncelikli düşünebilsek, kollayabilsek, ekip biçsek, köyü tası tarağı bırakıp şehre göçmesek, kanla kazandığımızı oyla vermesek… Suyumuzu, toprağımızı, dağımızı, ormanımızı, madenimizi omuz omuza verip koruyabilsek yabanın parasından… Ulus olmayı, ayrışmadan yaşamayı, birlikte düşünüp birlikte üretmeyi, ürettiğimizi kol kola satmayı bir becerebilsek…

NEYİ PAYLAŞAMIYORUZ?

Varsıllığı mı, yoksulluğu mu?

Siyaseti; mahalle adabıyla, güçlü zayıf ilişkisiyle, cahil-okumuş ayrımcılığını körükleyerek, hemşeri dost hısım gelenekçiliği sürdürerek, demokrasi tarihini özümsemeden yapmak istediğimiz için mi?

Son toprağımız Anadolu’yu emperyalizmin, NATO’nun ve ABD’nin kollarından kurtarmaya gücümüzün yetmeyeceğine, tam bağımsız ‘ulus devletimizi’ yeniden kuramayacağımıza inandığımız için mi?

Bu vatanı ‘paradan çok seven’ bağımsız (!) burjuvaya ve kapitalizme ihanet olmasın diye mi?

Emeğini, bilgisini, becerisini ve alın terini düşük ücretle satan emekçimiz, köylümüz, ‘işsiz’ kalmasın diye mi?

BECEREMİYORUZ?

XXX

Dünya, dönme hızından daha yüksek bir değişimin içinde…

Sınıflar karışıyor, parasal güç dengeleri allak bullak…

Egemenlik; bilimi, gücü ve parayı elinde tutanların tekelinde bugün…

Asker, ‘paranın’ komutasında savaşıyor…

Sınırlar saydam, yoksulluk gezici ve bulaşıcı; para sahibine göre kişniyor, sömürü dinle kol kola giriyor yoksul topraklara…

Teknoloji sudan ucuz, ancak ‘verileni’ alman koşuluyla…

Umut, hala yoksulun ekmeği…

Bu devirde ‘ulus devlet’ olmak gerçekten zor…

Yaşatmıyorlar kahrolası; yaşatmazlar da…

Bilinçli bir toplumun, toprağını seven ulusal bilinçli aydının, barışı ve laikliği her hizmetin önüne taşıyan bir siyaset adabın, dinini ve inancını yüreği ile Tanrı arasına yerleştiren vatandaşın, etnik kimliğe saygılı demokratik düşünce pratiğin gelişmemişse, bağımsız ve uzun soluklu güçlü bir ‘ulus devletin’ olamaz…

Varsa, varsın yani…

Yoksa bir hiçsin!

İki yakamızı ahirette bile iliklememize karışırlar bunlar…

Kapitalizmin eli kolu uzundur, iki cihanda gün yüzü göstermezler…

Tarih böyle yazıyor!

Onu yanıltalım, bir başka türlüsünü yazalım…

100 yıl önce olduğu gibi…

BECEREMEZ MİYİZ?

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Geleceğimizi kirletmeyin

Haberi paylaşınTweetMarmaris’te ‘Ben de varım Marmaris’ etkinliği içerisinde yaşları 5-15 yaş arası çocuklar Beldibi Mahallesi okullar bölgesinde yol kenarı, ağaçlık alanlar, bina etrafı gibi alanlara atılan çöpleri topladı. Farkındalık yaratmak için temizlik ayda bir kez gerçekleştirilecek. Muğla’nın Marmaris İlçesinde farkındalık yaratmak amacıyla  ‘Ben de varım Marmaris’ etkinliği içerisinde yaşları 5-15 […]