Uyuyarak değil, YÜRÜYEREK…

Haberi paylaşın

Uykuyu sevenler sıralaması yapılmış, bizler dördüncü gelmişiz…

Başta İspanyollar düşkünmüş, sonra Çizme halkı ve Yunanlı kardeşlerimiz…

Komşunun öylen uykusu (Siesta) özendirici nitelikte bir ayin gibidir… Gün öyleyi devirdi mi,

özellikle dükkânlar kapalı, sokaklar sakindir yaz aylarında… Akdeniz’in suyundan mı

huyundan mı, yaşamı ağırdan alıp bedeni soğutuyorlar, düşünceleri erteliyorlar mı

bilemiyorum…

Anadolu insanının, boş oturmayı sever görünse de uykuyu tutku ettiğine tanık olmadım…

Düşünceleri ve sorunları erteleyip uzun vadede vitesi boşa atıp yol almayı beceremezler;

emekleri ve akılları kazanacakları birkaç kuruşta takılıdır…

Uyumanın azı da çoğu da zarar…

Çocuğa sağlık, yaşlıya düşkünlük getirir…

Ama özgürlüğün ve tek kalmanın en iyi yolu olduğunu da bilirim…

Televizyonda bağıran bir ses, kulaklarda takılı bir nefes, kapıdan geçen bir satıcı, ağlayan bir çocuk, telefonun zili olmadığında…

Uyku, düşlerin dolambaçlı karanlığında kırlarda başıboş dolanmaktır; yoksul varsıl fark

etmez…

XXX

Uykuyu sevenlerin uyutulma olasılığı yüksek midir?

Bunun araştırması yok…

Uyumak istemeyen uyutulur!

Bir de uykuya meyilli olup direnenler…

Akdeniz halkları böyle; mayasında var… Kızgın güneş, ılık deniz, şurup gibi hava, sorunsuz bir

iklim… Ruhlarda uçarılık, kelebek ömürlü aşklar, geceyle gündüzü karıştıran doyulmaz

geceler, bugün var bugün ye, gerisi hikâye… Dünyanın en güzel ve bereketli topraklarından

ve denizinden çalınan yaşanası bir mutluluk payı…

Kim yaşamak istemez?

Anadolu’ya atlarsak orası her şeyden güzel… Bereket, tarih, uygarlık ve insanlık beşiği…

Gel de bu beşikte uykuya dal…

Ama oluyor!

İnsan bu güzelliklere karşı gözünü kırpmak istemez; deniz kıyısına uzanmış güzel bir kadını

seyreder gibi dalıp gider… Üzerinde gezilecek, ona sahip çıkılacak, çalışıp didinilecek, mutlu

insanların ülkesi olması gereken bu kadim topraklar, Akdeniz kuşağında yaşayan halkların

ortak kaderiyle birleşip uyutulmanın tuzağına mı düşmüş?

Tarih adını koyuyor:

FAŞİZM!

Güneş gibi gerçek ve diri, deniz gibi serin, bir gülün, raks eden bir esmerin, bir antik

Tanrıçanın peşinden koşturacak denli uçarı ve cömert bu insanların tek ortak suçu uyumayı

sevmeleriydi…

Birileri çıkageldi ve onları uyuttu!

İspanya’da tarih, 1936 yılı…

General Franco, otuz yıl sürecek saltanatına başladı… Kanlı diktatör, İspanyol halkının canına

okudu. İkinci dünya savaşında Hitler ile yaptığı dayanışma suçsuz on binlerce İspanyol

gencinin ölümü ile sonlandı… Faşist Franco 1943 yılında iktidardan inerken bile yorgun aklı

hala koltuğundaydı…

İtalya’da tarih, 1922 yılı…

İkinci Dünya savaşının kel kafalı Duce’si Mussolini, faşizmin döşediği koltuğa oturdu…

Uyutulan İtalyan gençliği caddeleri dolduruyor, faşist lider Duce ile imparatorluk çağının

görkemini düşlüyorlardı… Faşizmin gözlerini bağladığı halk 1943 yılına dek uyanmadı…

İtalyanlar, ağaçta asılı Mussolini’nin cesedine bakarken uykuyu sevmelerine pişman oldular…

Yunanistan’da tarih, 1967 yılı…

Demokrasinin doğduğu Yunanistan’da 1967 yılı yakın tarihin kara dönemidir… Albaylar

darbesi ve diktatörlük komşuya büyük acılar yaşattı…

“Ben Yunan doğdum, bir Yunan olarak öleceğim, Bay Pattakos (cuntanın içişleri bakanı) bir

faşist olarak doğdu faşist olarak ölecek.”

Ünlü oyuncu, sonradan kültür bakanı olan Melina Mercouri’nin yurtdışına kaçarken söylediği

bu sözler Yunanlıların belleğindedir… Aslında iki komşu ülke Yunanistan ve Türkiye, darbeler ve sürgünler tarihiyle de benzerlikler taşırlar… Zorunlu göç ve sürgünler, iki ülke için de son yüz yıl içinde yaşanan talihsizliktir…

Şimdi gelelim çilekeş Anadolu halkımıza…

Türkiye’de tarih 12 Mart 1971…

27 Mayıs 1960 eyleminin devrim mi, darbe mi olduğu günümüzde de tartışıladursun faşizm,

12 Mart 1971 günü Türk halkına yüzünü gösterdi… 27 Mayıs anayasasıyla laik, çağdaş ve

hukuka dayalı sosyal bir devlet yapısına kavuşmamız ABD’nin Ortadoğu düşlerini rahatsız

edince Atatürkçü (!) ordu Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra vererek Süleyman

Demirel hükumetini istifa ettirdi. Özgürlükçü çağdaş yeni anayasa ülkedeki faşistleri mutlu

etmiyordu… Sendikal işçi eylemleri de toplumsal direniş işverenleri korkutuyordu… Ziverbey Köşkü, MİT ve dönemin sıkıyönetim komutanı Faik Türün 71 faşizminin unutulmaz kilometre taşlarıdır… Faşist diktanın halkı uyutma gerekçesi ise şöyleydi:

“Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş

kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk’ün bize hedef verdiği

çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasasının

öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyet’nin geleceği ağır bir

tehlike içine düşürülmüştür”

Faşist muhtırayı uyutulanlar destekledi, uyanıklar karşı çıktı… Demokratik solcular ve

devrimciler temizlendi, çoğu öldürüldü…

“Üç Fidan” idam edildi…

Faşizm Türkiye’de böyle palazlandı ama işi bitmedi…

Uyku sürüyordu!

Türkiye’de tarih 12 Eylül 1980…

71 yılında yarım kalan uluslararası Saroz operasyonu 12 Eylül 1980 günü yeniden başladı… Bu kez koltukta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve yine Atatürkçü (!) 4 general vardı… Darbenin gerekçelerini şu satırlarla açıkladılar:

“MGK devlet yönetimine doğrudan el koymuştur. Her türlü siyasi faaliyet her kademede

durdurulmuş, parlamento ve hükümet feshedilmiş, bütün parlamenterlerin yasama

dokunulmazlıkları kaldırılmıştır. Bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiş, ikinci bir emre kadar

sokağa çıkmak yasaklanmış, yurtdışına çıkışlar durdurulmuştur. Yasama ve yürütme

yetkileri MGK tarafından kullanılacak ve kısa zamanda bir bakanlar kurulu oluşturularak

yürütme sorumluluğu bu kurula bırakılacaktır”

Özetle; parti liderleri Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan gözaltına alındı.

Turgut Özal’ın ‘24 Ocak kararlarıyla’ Türkiye’yi emperyalizmin kucağına oturttu… Sağ ve sol görüşlü gençler idam edildi… Faşizm işini bitirip, topu ABD’nin ayağına bıraktı… 1970’li yılların ortalarında başlayıp 1980 yılına dek sürdüğü iddia edilen siyasal gerilim faşist generalin hikmetiyle “ŞIP DİYE BİR GÜNDE DURDU”

Sen nelere muktedirsin FAŞİZM!

Görülüyor ki iklim kuşakları salt doğal felaketleri yaratmıyor; o kuşaklar üzerinde yaşayan

halkların gidişatları üzerinde de etkin ve izleri silinmez yaralar açabiliyor… Halkların

karakteristik benzerlikleri, doğal koşulların dayattığı serinkanlılık, ekonomik, siyasal ve

toplumsal tercihler, adına ‘kader’ dediğimiz yol arkadaşlığını yaratabiliyor… Elbet dünyanın

pek çok yerinde bu siyasal benzeşime denk gelinse de, faşist yönetimlerin domino taşları gibi

sıralanıp sonra da birbirinden etkileşerek devrilip gitmeleri ilginçtir…

XXX

Faşizm Türkiye’de böyle perçinlendi… Sökülüp atıldı mı; hayır…

Özgürlük ve bağımsızlık insanın vicdanında, düşüncesinde, yüreğinde yaşamadıkça…

Din ve inanış özgürlüğü, seni beni onu ilgilendirmeyecek denli yalnızlaşmadıkça…

Hukuk ve adalet anlayışı, en küçük bir kuşkuya yer bırakmayacak sonuçlara ulaşmadıkça…

Demokrasi, ana kucağı gibi her vatandaşı kucaklamadıkça…

Yolsuzluk ve çıkar ilişkileri siyasetin peşini bırakmadıkça…

Halkların önceliği, liderlerin önceliğinin önüne geçmedikçe…

Şehirlerin alanları işçilere, emekçilere, öğrencilere ve halka açılmadıkça…

Sınır boylarından bayrağa sarılı tabutlar geldikçe…

Bu topraklarda tok uyuyan ile aç uyuyan arasında uçunum kapanmadıkça…

İşsizlik, yoksulluk, açlık, eğitimsizlik, yolsuzluk, talan, cumhuriyet düşmanlığı, ötekileştirme,

suçlama, vatan hinliği ve ırkçı söylemlerin kökü kurutulmadıkça…

Topraksıza toprak, evsize ev, kadına güven, gençliğe gelecek sunulmadıkça…

Faşizm ad, kılık, kişilik, inanç değiştirerek bu coğrafyada egemen olmayı sürdürecektir…

“Yoktur” diyenler Taksim’e bir çıksınlar bakalım…

Uyuyarak değil YÜRÜYEREK; bir deneyin…

Hala uykusunda büyüyenlere bir sözüm yok!

One thought on “Uyuyarak değil, YÜRÜYEREK…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Marmaris’te hayvan dostları mahkemelik

Haberi paylaşınTweetUykuyu sevenler sıralaması yapılmış, bizler dördüncü gelmişiz… Başta İspanyollar düşkünmüş, sonra Çizme halkı ve Yunanlı kardeşlerimiz… Komşunun öylen uykusu (Siesta) özendirici nitelikte bir ayin gibidir… Gün öyleyi devirdi mi, özellikle dükkânlar kapalı, sokaklar sakindir yaz aylarında… Akdeniz’in suyundan mı huyundan mı, yaşamı ağırdan alıp bedeni soğutuyorlar, düşünceleri erteliyorlar mı […]