Kaz Dağları esnafı turisti “Yolunacak Kaz” gibi görüyor

Haber, Mustafa Sarıipek
Haberi paylaşın

Ülkemizi baştan sona 3 kere gezen ben, bayram tatilini de bahane ederek gerçekleştirdiğim yeni gezimde Kaz Dağları’nda bazı esnafların turistleri “Yolunacak Kaz” olarak görmelerine şaşırmadım. İkinci şaşkınlığım 30 yıl önce olduğu gibi yollarda hala yönlendirici tabelaların bulunmaması oldu. Üçüncüsü şaşkınlık değil her zaman görmeye alışık olduğum çevreyi atıklarımızla kirletmemiz.

Bilinmeyen bölgeye gidişlerimiz eskiden genelde haritaya bakarak gerçekleşirdi. Harita üzerinde gidilecek yer işaretlenir ve aradaki iller, ilçe ve köyler tek tek kayıt altına alınıp yola düşülürdü. O dönemlerde Kaz Dağları’na gitmeye çok denedim ama inanır mısınız hiç birisinde de başarılı olamamıştım. İnternet yok. Novigasyon yok. Yol boyunca “Kaz Dağı’na gider” tabelası hiç yoktu. Hoş gerçi hala da bulunmuyor.

Şimdi teknolojiyi kullanarak önce Kaz Dağları’nın nereleri meşhur oraları bilgisayar ortamında öğrendim. Sonra yollarını novigasyon ile saptayıp, her zaman olduğu gibi bir gezi rotası yaparak düştük yollara.

Turizm baltalanıyor
Şu anda görünen ne biliyor musunuz? Yerli yabancı insanlar neredeyse Kaz Dağları’na gitmek için birbirleriyle yarışıyor. Bu senenin en önemli rotası bence. Yönlendirici tabela eksikliği hala geçer akçe görünümünde. İnternetin çekmediği ortamlarda yolunuzu kaybetmeye mahkumsunuz. Bunu devlete bırakmak bile yanlış. Muhtarlara tavsiyem o bölgeden süper derecede para kazananlara bu işi yükleyin olsun bitsin.

Sezon kısa diye gelen giden kazıklanmaz
Mıhlı Şelalesi özel mülkiyetmiş. Tamam güzel. Tabii ki giriş ücretli olmalı ve kişi başı 7,5 lira. Bu da makul bir fiyat. Peki ya o hava parası alır gibi “boş masayı kullanmak için” istenen 40 Lira neyin nesi? Masa parası ödemezsen nerede oturursan otur, kimseyi ilgilendirmiyor. Roma döneminden kalma kemerli köprüsü, yemyeşil doğasıyla Mıhlı Şelalesi gerçekten gizli bir cennet. Akçay’a 25 km mesafede Altınoluk-Çanakkale karayolu üzerinde çevresi ormanlık bir dere kenarı burası. Yol stabilize ötesi çok çok kötü bir yol. Çevresi çam, çınar, zeytin, tespih, defne, incir, ayva, armut ağaçları, kekik ve böğürtlenle çevrili.

Yiyecek ve içecek fiyatlarını hiç yazmayım. Daha gitmeden sinir olmayın.

Rakamlar yerse misalinden
Pınarbaşı bölgesi muhteşemden öte çok çok güzel. Hele de suların doğduğu bölge. Gözlerinize inanamazsınız. Anlatmaya kelimeler yetmez, gidip görülmesi gerekir. Buraya kadar güzel. Şimdi sıkı durun; 3 maden suyu bir çay için önce 17,5 lira fiyat çeken işletme, neden bu kadar pahalı dediğinizde sodaları anında 5 liradan 3 liraya indiriyor. Çay 2,5 lira. Komik değil mi?

Gelelim pisliğe
Kaz Dağları’nda gördüm ki özeli de ulusalı da aynı. Ne hijyen var ne de çevre temizliği. Neredeyse hemen her yer pislikten geçilmiyor. Gereğinden fazla kişinin gelmesi nedeniyle yetiştiremiyoruz deniliyor her yerde. Para alırken keyif çatanların pisliğe kılıfları da hazır. “Çok kalabalık yetişemiyoruz”
Hadi yaa?

Zihniyet değişse dünyanın bir numarası oluruz
Millet olarak desem belki biraz ağır kaçar ama genelimiz gerçekten insana, doğaya, sevgiye ve hoş görüye duyarlı değiliz. Kısa yoldan para kazanma ve köşeyi dönme sevdalısıyız. Olan ülkemize oluyor. Dünyayı gezdim diyemem ama Avrupa’yı hemen hemen her yönüyle gezdim diyebilirim. Tabii ki Asya ve Afrika ülkeleri de var içlerinde. Ülke olarak kesinlikle bir numarayız ama insanlıkta sınıfta kalmaktan öte okuldan atılırız vesselam.

Bir cevap yazın