Yazıyoruz da ne oluyor?

Haber, Mustafa Sarıipek
Haberi paylaşın

Sözcü Gazetesi’nin yanı sıra önceden söz verdiğim için Pazar günleri gezi yazılarını sürdürdüğüm Ortadoğu Gazetesinde geçen hafta Urfa’yı yazınca Marmaris’in renkli, düşüncelerinde kararlı ve samimi simalarından Yaman Yılmaz bana bir mesaj göndermiş.

Demiş ki;

“Sayın Hocam Urfa’yı tanıttığınız için kutluyoruz…
Ülkenin içinde bulunduğu ağır durumlar nedeniyle Muğla, Marmaris ve diğer ilçelerini buralardaki sosyolojik ve sosyo-psikolojik çelişkileri de derinlemesine kapsayan, ezilenlerin pedagojisini de sizin engin tecrübenizle anlatan bir yazınızı da özlemle bekliyoruz.. Bu yazınız hepimize ışık tutacaktır…
Sevgiyle kalın..”

O güzel düşüncelerin ve hakkımda söylediklerin çok çok teşekkürler. Sağol dostum. Bu tür düşünceleri uyandırmamın mutluluğunu yaşamak daha başka güzel.

Yaman; çevremizle ilgili neleri yazmadım diye düşündüm senin mesajın üzerine. Hatta dedim ki “Bir asırdan fazla susuzluğa mahkum edilmiş Taşlıca yaşayanı o kadar yıl nasıl kandırıldı?” diye yıllar önce sürekli yazmamış mıydım?

Yazdııım.

Sonuç?

Yaptıkları kandırmalık göletle susuzluğu gidermeye çalışmadılar mı?

“Ee biz yaptık göleti çıkın yağmur duasına, yağmur yağsın, su biriksin, biriken su temizlenip evlerinizdeki musluklardan aksın” demeye getirmediler mi?

O zaman kaç para harcadılar bunun için Yaman? Hele bir karıştır arşivleri. Eski parayla 800 milyon lira. Yenisini karıştırır olduk. Ekle yanına 6 sıfır işte o kadar.

Devamında daha acısını da yazdım sevgili dostum. Biliyorsunuz gölet yanlış yapım nedeniyle önce su tutmadı. Köylünün hevesi başka bahara kaldı. Müteahhit sıkıştırıldı, gecikmeli de olsa yamalarla işler hale getirildi diye düşünülmemiş olacak ki su tutup tutmayacağı, suyun evlere nasıl verileceğini de denediler.

Neyle mi?

Yaptıklarını yazmaktan utandım ama yazdım da ne oldu Yaman?

Neydi utandığım yazı?

Hayvanların içine girip serinlediği, su içtiği ve insanların içme dışında kullandığı su göletindeki suyu pompalarla yeni yapılan içme suyu göletine basıp oradan evlere deşarj ettiklerini ne çabuk unuttu Marmaris yaşayanı?

Bunu yazdım da ne oldu sanki?

Kim ne yaptı?

Bunu yapanlara soruşturma açıldı mı?

Güldürme insanı..

İçme suyu için her gün onlarca, yüzlerce lira ödemediler mi su taşıyıcılarına? 40 kuyular bile isyan edip 4 tanesi dışında kurumadı mı?

Bunları da yazdım be Yaman. Kimin kılı kıpırdadı?

Marmaris Avrupa’ya açılan pencereymiş
Hadin oradan. Doğa olarak öyle ama ya gerçek yaşam? Hangi devirdeyiz? Teknolojinin havalarda uçuştuğu, insanların artık hava taksileriyle yolculuk etmeye başlayacağı dönemde eskinin Turgut Köyü ile Tuzla Köyünde onlarca evin hala elektriği yok biliyor musun? Tek tek gezdim evlerde yaşayanları. Çok sayıda haberler yaptım. Televizyonlarda yayınlandı. Hele de Tuzla Mahallesindeki ülke çapında başarılı bir kızımız Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kabul edildiğinde tek istediği “Artık mum ışığında ders çalışmak istemiyoruz, burs filan istemiyorum bize elektrik gönderin” dedi.

Dedi de ne oldu Yaman?

Hala o mahallelerde elektrik yok. Yaz aylarında soğuk su içmeye hasret kalmışlar. Şehir merkezine doğduktan 5-6 yıl sonra inen çocuklar gece elektrik yandığında korkularından altlarına kaçırıyorlar Yaman.

Bir firma bu kızımız gibi çok sayıda çocuğun köyde mum ışığında ders çalışmasına gönlü razı olmayıp aracılığımla köye güneş enerjisi sistemiyle bir odaya elektrik getirdi. Çocuklar bir iki sene rahat etti. Sonra ne oldu biliyor musunuz? O sistemi o evin sahibi oradaki kendi restoranına taşımış orada kullanıyormuş Yaman.

Turgut Köyü’ndeki elektriksizler kim biliyor musun Yaman? Mübadele döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün Fethiye’ye getirttiği, oradan da Marmaris’e yerleştirilen aileler. İşte biz emanetlere de böyle davranan milletiz Yaman.

Bunları yazdım da kimin kılı kıpırdadı?

Gelelim imarsızlığa
Bozburun ve Datça Yarımadaları baştan sona kaçak yapılarla dolu. Yıllarca insanlar ceza ödediler. Yıkımlar gerçekleşti. Yazdık, çizdik, seçimler öncesinde yetkililer geldi, dinledi, yalanlar söyleyip geri gitmediler mi?

Yaman, ülkemizde hiçbir okulun imar ve yapı kullanma izni yok biliyor musun. Camiler de öyle. Yıllar önce bu okul ve camilere ecrimisil cezaları bile kesildi. Haber yapınca “Aaa biz ne yaptık?” deyip hiç değilse oralardaki cezaları minik öğrencilerden kesmeye kalkmadılar.

Ah Yaman ah.

Daha neler neler yazdım ve yazmak isterdim ama şu son Okluk Koyu hikayesi var ya her şeyin üzerine tüy dikti. Tek bir çivinin bile çakılamadığı bölgede yıllar önce bir vatandaş çevreyi güzelleştirmek için kendi arazisine diktiği bir ağaç yüzünden ağır cezada yargılandı biliyor musun? Tarihi eserleri bile onarma şansı yokken şimdi 300 kişilik saray yapılıyor kardeşim. Hem de köylünün malları, sözüm ona parası verilerek ellerinden alınıyor. İyi de adam satmak istemiyor ki. Kökleri orada. Dedesinin dedesi orada doğmuş. Herkes orada yaşayıp orada ölmek istiyor. Buna bile iznin verilmediği bir ortamda yaşıyoruz kardeşim.

Daha acı bir gerçek yazayım
Yıl 1984. Afganlı Göçmenler ülkemize şu andaki Suriyeliler gibi getirilip ülkemizin ilk olarak yerleştirilen 7 şehre yazı dizisi yapma Van’dan başlamıştım. Bu haberle ilgilenirken Bahçesaray denilen köye yolların yılın 7 ayı karla kaplı olması nedeniyle ulaşılamadığını duyunca oraya gitmek istedim. Haziran’ın sonu ve bana dediler ki yol yeni açıldı, kar tünellerinden geçmeniz gerekir ama herkes oraya gitmez. Kaza riski çok fazla. Bir de Türkçe bilen yok tercüman alman gerekir. Becerdim hepsini. Çok büyük sıkıntılarla birkaç saatliğine gittim köye. “Muharrir” gelmiş diyen toplandı. 60-70 yaşındaki köylüler çantamı bana bile taşıtmadı. Herkes son derece güler yüzlü. Sohbet çok güzel. Gitmem gerektiğini söylediğimde yüzler asıldı. Israrlara dayanamayıp gece kaldım orada. Bir yer yatağı yapıldı karyoladan yüksek.

Yaman; daha o zaman ülkemizdeki insanların kaderinden öte kadersizliğine nasıl mahkum edildiğini görmüştüm. Varlıkları sadece seçim dönemlerinde helikopterle oy istemeye gelen vekiller tarafından hatırlanıyordu o kadar. Her sene doğumda sıkıntı çeken 4-5 kadın ölüyordu. Daha o zamanlar o bölgedeki mecralarda yaşayan binlerce vatandaşın nüfus cüzdanı bile yoktu Yaman. Ama o insanlar buna rağmen son derece sevecendi. Elindekiyle yetinmesini biliyordu. Sen onların ellerindekini alırsan PKK gibi terör örgütlerinin elinde oyuncak olur bu insanlar.

Sadece aklıma gelen yazdıklarım bunlar Yaman

Bir kere yazdık, bin kere daha yazarım ama anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az misali.

Ah be kardeşim ah..

Dediğin gibi sosyolojik ve sosyo-psikolojik çelişkiler, ezilenlerin pedagojisini yıllardır yazıyorum da ne oluyor? Sen de karşı çıkıyorsun, çıkmayı da sürdüreceksin. Önemli olan artık topluluk olarak bazı yanlışlara dur diyebilmek. Yoksa ben yazsam ne olurrr, yazmasam ne olur..

Sevgiyle kal kardeşim.

Bir cevap yazın