YAŞAM

Haber, Uzm. Dr. Hüsnü Kurtuluş
Haberi paylaşın

Hasan Öğretmen, şehir merkezinden görece uzak, sakin ve tarım ile geçinen bir ilçe ilköğretim okulunda öğretmendir. Yaklaşık bir yıldır severek görev yapmakta, özellikle sınıf öğretmeni olduğu beşinci sınıf öğrencilerinin yalınlığı ve öğrenme istekleri her seferinde onu şaşırtmaktaydı.

Yaşamın olağan geçtiği, sakin biraz da yağmurlu bir günü bitirmiş eve gitmeye hazırlanırken öğrencisi Yağmur’un utangaç ve birazda çekinerek yanına geldiğini görünce; her zamanki beklenmedik sorularından hangisini soracak acaba? Diye beklerken, ilk defa soğuk ve ürkek bir ses ile karşılaşmak, beklediği bir şey değildi.

Yağmur ise; Hasan Öğretmenin, arkadaşları gibi kendisinin öğrenme isteğini desteklemesi, kendilerini ifade etmek konusunda cesaretlendirmesinin de etkisiyle; bir anda, alt katta dinlenme odası bulunan hademe tarafından zorla ve korkutularak, mahrem yerlerinin ellendiğini, ailesine ve kendisine zarar verileceği söylendiği için kimseye söyleyemediğinden ve çok korktuğundan bahseder.

Dakikalar içerisinde,  neredeyse öğretmenlik döneminin ütopyası olarak gördüğü çalışma ortamı Hasan öğretmenin gözünde grileşir. Şaşkınlığını gizleyemeden; otomatik pilota bağlanmışçasına öğrenciyle birlikte müdürün odasında soluğu alır. Müdürün, sakin ve vakur bir sesle “kendi içimizde halledelim.” Demesini duyunca anca kendine gelir, sonra zorlansa da dinlemeye devam eder; Süleyman’ın çoluk çocuğu var, çocuk işte uyduruyordur, emin misin? Hem belki de zannettiğimiz gibi değildir?

Müdürün odasından çıkınca kendine gelen Hasan Öğretmen; sakince olanları tekrar anlatmasını söyleyince; Yağmur, benzer şeyleri  başka çocukların da yaşadığını, annesine anlatsa da yalancılıkla suçlandığını ekleyiverir. Tekrar korktuğunu söyler.

Gerçekten de çocuğun ailesiyle konuyu konuştuğunda; Yağmur’un annesi, daha lafı bitmeden, kızının yalan söylediğini, babası da hademenin akrabaları olduğun ve iyi birisi olduğunu hızlıca söyler. Tıpkı müdür gibi konuşurlar ve eklerler; bu iş kendi içimizde hallolmalı…

Şimdi ne yapmalı? Müdür gibi mi yapmalı? Yoksa gereken yerlere suç duyurusunda mı bulunmalı? Kariyeri zarar görür mü? O çok sevdiği beşinci sınıflar da kaç kişi taciz edilmişti? O çalışan nasıl gözlerinin önünde, gözlerinin içine baka başka çocuklara bunu yapmıştı?

Hasan öğretmen ne yapsa, ne etse bu durum ile yüzleşmelidir.  Anlar ki insanın karşısına krizler beklemediği anda çıkar ve kişi ürettiği çözüme göre birtakım erdemlere sahip olur yada olmaz. Bu an o andır, her şey durulur, zihni sakinleşir.

Sükunet ve huzur, huzursuzluğa terk edildiğinde bir başka dünyanın da kapıları açılır.

Hasan Öğretmen,  kararlı bir şekilde adliye ye gider, suç duyurusunda bulunur. İfadesini verirken; savcının sakinliği, kendisi için büyük bu olayın adli makamlar için küçük olduğu kanısına kapılır. Ama  zanlı tutuklanır.

Soruşturma derinleştikçe zanlının başka çocukları da taciz ettiği, çocukların durumu ailelerine söyledikleri ancak onlara inanılmadığı ortaya çıkar. Diğer aileler de Yağmur’un anne ve babası gibi davacı olmazlar, hatta dava bir an önce kapansın isterler.

Hasan Öğretmen, karanlık ve kötülüğün her şekli etrafımı sardı, şimdi ne yapacağım diye düşünürken, ailesinin yalnız bırakmasına rağmen, çocuğun dayanıklılığını ve kararlılığına görünce biraz da utanır, sonra çocuğun gösterdiği dirayet ve dayanıklılık karşısında içinde bir saygı uyanır, kararlılığı artar.

Yukarıda ki hikaye bir kurgu olsa da büyük çoğunluğu gerçeklerden köken almaktadır. Yaşanan bir olayın uyarlamasıdır yani, birçok taciz ve tecavüz olayının ortak dinamiklerini taşır içerisinde.

Toplumuzda önemli bir yara olan taciz ve tecavüz olaylarını, ruhsal travmalar başlığı altında inceliyoruz. Bu tip olayların açtığı yara, öylesine yaşamı etkileme gücüne sahiptir ki; hayat bir daha eskisi gibi olmaz. Yaşayan kişi o yaşadığı cehennemin içerisinde sıkışır kalır. Bu sebeple ruhsal travmalar mutlaka sağaltılması gereken durumlardır.

Öyküye konu olan Yağmur, öğretmeniyle konuşabilmiş ve durumu anlatabilmiştir. Çocukların yardım isteyebilmeleri olayların ortaya çıkması için en önemli aşamadır. Birçok kurban, durumu anlatamadığı için defalarca aynı olaylara maruz kalmaktadır. Çünkü bu olayda olduğu gibi tacizciler; olanları anlatmamaları konusunda  suçlarlar ve tehdit ederler.  Hasan öğretmen gibi anne babalarda öğrencilerine kendisini ifade edebilmeyi öğretmelidir.

İkinci önemli konu çocukların ebeveynlerine olayı anlamasına rağmen; “yalan söylüyorsun” ön yargısıdır. Bu önyargı genelde gerçeğin inkar edilmesinden köken alır. İşin aslı yetişkin kişi olayın duyulmasından ve rezil olmaktan korkar ve olayı görmemezlikten gelir. Bu arada çocuğa “sen yalancısın mesajı” verilir. Bu tip söylemler en çok güven duygusunu zedeler, dünyanın güvenilmez bir yer olduğu algısını yerleştirir. Çocuk, çok daha fazla travma olur. Çocuk bir şey söylüyorsa ne olursa olsun ciddiye alınmalı ve araştırılmalıdır.

Üçüncüsü; yetkililerin, yetkilerini nasıl kullandıklarıdır. Yetki iki ucu keskin bir bıçaktır, yanlış kullanıldığında kişinin kendisini yaralamasına sebep olabilir. Bu açıdan doğru kullanılmalıdır. Yukarıda ki olayda yönetici olan müdür ve aileler olayı kapamaya çalışmışlar ve zanlının “iyi insandır”, “çoluk çocuğu var” gibi konudan uzaklaşarak olayın üstünü örtmekten başka işe yaramayan açıklamalar ile olayın odağını bir başka yöne çekmişlerdir. Bu olayların artarak gitmesinin önemli bir sebebi, çocuğun söylediklerinin göz ardı edilmesidir.

Dördüncüsü; kendinden ve ne yaptığından emin öğretmenin olmasıdır. Onun sayesinde olay aydınlanmıştır. Karanlıkta kalmamış, suçlu kişi ait olduğu yere gitmiştir. Aynı zamanda diğer çocuklar korunmuş, toplumda ki adalet duygusunun zedelenmesine müsaade edilmemiştir. Buradan çıkacak sonuç liyakat sahibi çalışanlara ihtiyacımızın olduğu gerçeğidir.

 

 

Bir cevap yazın