Işık(sız) evler

Haber, Şahin Erkenez
Haberi paylaşın

Nevşehir’in bir köyünden fakir bir arkadaşım vardı. Şimdi tıp profesörü. Hacettepe Tıp Fakültesini kazanmış, okumaya çalışırken Fettullahçılar bizim arkadaşa da el atıp onun da ışık evlerinde kalmasını sağlamışlar. Zaten ışık evlerinde kalabilmesi için o gencin iyi bir fakültenin çok zeki çalışkan bir öğrencisi olması ve de ailesinin mutlaka yoksul olması kriteri uygulanıyordu. (Fettullah yapılanmasına yani hangi meslek dalına ihtiyaç varsa o meslek eğitimini gören iyi öğrencilere el atılma konusu uzun, oraya girmiyorum. Yakın zamanda da ODTÜ mezunu inşaat mühendisi oğlunu Amerika’ya gönderen akraba bir aile, oğlunun orada arkadaş olduğu Fetö cemaat üyesi tarafından bir şekilde Fetö’ye katılımı ve o cemaatten bir kız ile evlenmesi sağlanarak Arap ülkesinin birinde öğretim üyeliğine getirildi. Atatürkçü ve de eğitimli ailesi hâlâ hiç bir şeyin farkında değil…)

“Ev’den okula, okuldan eve gidip geliyoruz. Evdeki görevli abiler devamlı dini konuları anlatıyor, namaz kılıyor zikir yapıyorduk. Ders kitabı dışında gazete, dergi, kitap okumak, televizyon izlemek, radyo dinlemek yasaktı. Okul dışında bir yerlere mesela sinemaya tiyatroya filan da gitmek yasaktı. Hatta türbana sokularak bu evlerde barındırılan kız öğrencileri, sabahları görevli çember sakallı erkekler okullarına götürüyorlar, okul çıkışı da alıp Ev’e getiriyorlardı…”  diye anlatıyor arkadaşım.

Bir gün okul çıkışı karnım çok acıkmıştı bakkala gidip helva ekmek alıp parkta yerken bakkalın helvayı sardığı bir kaç ay öncesinin gazete parçasını okumaya başladım. Türkiye’de deprem olmuştu ve benim bundan haberim yoktu! Beynimde şimşekler çaktı. Hızla Ev’e giderek yakın bir arkadaşıma:

“Biz ne yapıyoruz lan?” dedim.

Arkadaşım;

“Ne oldu ki?” diye sorunca:

“Oğlum memlekette deprem olmuş bizim haberimiz yok! Ben çıkıyorum bu evden!…”  diyerek ilişkimi kestim. Evden ayrıldıktan sonra adeta özgürleştiğimi yeniden nefes aldığımı fark etmiştim.(yaşanmıştır)

Bir cevap yazın