Marmaris Kısa Film Festivali, Nihilizm ve Düşünceler

Haber, Uzm. Dr. Hüsnü Kurtuluş
Haberi paylaşın

Marmaris kısa film festivali, yüz yetmişe yakın film gösterimi ile tamamlandı. Festival süresince bütün aktiviteler, katılımcılardan herhangi bir ücret talep etmedi.

Çoğunlukla genç yönetmenler tarafından çekilen otuz üç film finale kaldı. Bu filmleri jüri görevimden dolayı izledim. Gençlerin yaratıcılıklarını görmek, onlara fırsat tanındığında olaylara ne kadar farklı açılardan bakabildiklerini izleme fırsatını buldum.

Festivalde finale kalmış filmlerin ürettikleri anlama baktığımda bazı özelliklerin öne çıktığını söyleyebilirim. Bunlardan en öne çıkan bana kalırsa nihilistik fikirler ve tasarımlar.

Nihilizm; hiççilik olarak Türkçemize çevirebileceğimiz varlığı, değerleri ve ahlâkı reddeden felsefi bir akımdır. M.Ö. 483-374 yılları arasında yaşayan Yunan filozof ve sofist Gorgias, kuşkucu ve nihilist düşüncenin ‘fikir babası’ olarak görülür. Kendisini görecelikle sınırlamayan Gorgias, gerçek bir hiççiliğin ve şüpheciliğin savunucu olmuştur. Hiçbir değerin var olmadığını, bilginin mümkün olamayacağını ileri sürmüştür.

Nihilizmin en önemli savunucularından ve temsilcisi kuşkusuz filozof Nietzsche ise; hiçbir değeri tanımayan ve var olan değerlere, düzene karşı çıkan bir isim. Nietzsche’ye göre eski değerler tamamen atılmalı, yok sayılmalı ve bütün değerler yeniden kurulmalı veya tanımlanmalı. Aynı zamanda yeni değerler ortaya çıkarabilen insanın, üstün ve özgür olduğunu savunmuştur.

Festival filmlerinin büyük çoğunluğunda nihilistik düşüncenin izini sürebiliriz demiştik. Umutsuzluk, değer yokluğu, yaşamın anlamsızlığı, ölüm gibi temalar ile desteklenen ve sanki toplumumuzun da içinde bulunduğu sağlıksız, ruhsallığın mikrokozmosunu da yansıtmaktan geri durmaz kısa filmler.

Filmlerin tasarlayıcıları olan genç yönetmenlerin toplumun norm ve değerlerindeki çökmeyi, anlam kaybını ve kimlik sorunlarını dile getirirlerken adeta kendi bocalamalarından da haberdar ederler tüm toplumu ve onlara şöyle seslenirler; “hey oradakiler; doğru bildikleriniz aslında yanlış, bizler sizin zannettiğiniz mutlu gençler değiliz.”

Filmlerin nihilistik özelliklerinin yanında tespit ettikleri gerçekleri; olanca hızıyla, bekletmeden ve bütün çıplaklığıyla suratınıza vuruverirler. Beklemediğiniz bir anda beklemediğiniz bir şekilde filmin kahramanının kendi boğazını kesmesi gibi… sadece bakarsınız… yaşadıklarımız da benzer değil mi?

Edirne’de kurbağa avcısı çocuklarının nasıl güvencesiz çocuk işçi oluverdiklerini gösterir mesela; koruma, çocuk hakkı, eşitlik gibi kavramlar bir anda çevresinin dolanıp geçilen majino (maginot) hattına dönüşüverir. Çocuklar, kendi hiçliklerinin felsefenin “f” sini bilmeden dile getirirler, yokluktan, amaçsızlıktan ve anlamsızlıktan öylece bahsedip dururlar. Gerçek diye bir şeyin nerede saklı olduğu sorusu bir anda geliverir insanın aklına

Teknik anlamda söyleyecek kelimeler bulamasam da, izlediğim filmlerdeki toplum değerlerine ve yaşama yönelik olumsuz bakışın aslında büyük çoğunluğu yansıttığı kanaatindeyim. Filmler kısa olmasına rağmen; azalan güveni, artan kuşkuyla birlikte yaşamı bir depresyonlunun sorguladığı, değerlilik-değersizlik ekseninde sorguluyor. Toplumun içine girdiği bocalamalar ve çok eksenli problemleri gösterip herhangi bir çözüme üretmeyerek izleyenlerde tamamlanmamışlık hisside bırakıyor.  Adeta hiçliğin egemen olduğu şu zaman diliminde çözümlerin ne olması gerektiği üzerine sizi düşünmeye itmeyi de beceriyor.

Son tahlilde; Marmaris kent kimliğinde kendisine yer edinen ve onu zenginleştiren bu festivalin belki de kendisi yukarıda verilmeyen soruların cevabıdır. Ne dersiniz?

 

Bir cevap yazın