TÜRSAB yönetimi ve ekonomik saldırı

Bahattin Yücel, Haber
Haberi paylaşın

Önceki yazıda; TÜRSAB Yönetiminin yurtdışı kökenli rezervasyon portallarının Türkiye’deki çalışmalarının, -vergi kaybını önlemek amacıyla- yasaklanmasını öneren talebini eleştirmiştik.

Küresel marka niteliği kazanmış yapıların, yetkililerin markalaşmanın önemini her fırsatta dile getirdikleri bir ülkede, yasaklamayı savunuyor izlenimiyle kamuoyu karşısına çıkmanın, çelişkili bir durum olduğunu söylemeye gerek var mı?

TÜRSAB Dünyadaki  gelişmelerin ışığında seyahat acenteliği mesleğinin geleceğini tartışmak yerine, popülist söylemlere başvurarak, yasakçılığı savunan ve üyelerinin tepkilerini yönetme telaşına düşmüş bir yönetim anlayışına sahip olduğu izlenimi uyandırıyor.

Oysa, bireysel talebin hızla yükseldiği bu süreçte,  küresel marka haline gelmiş her kuruluşun, uluslararası vergi hukuku ve rekabet kuralları çerçevesinde, Türkiye’de faaliyetlerini sürdürmelerinin ülke turizmine katkıda bulunacağı ortada.

UBER’in yasaklanması, ardındaki çıkar ilişkileri irdelenmeden, basit bir haksız rekabetin engellenmesi sorunu gibi nitelenmemeli.

Sadece İstanbul’da hiç bir üretim yapmadan, 25 Bin güvencesiz şoför üzerinden  –üstelik- vergi vermeden elde edilen, 7 Milyar dolarlık rantı yöneten bir kaç kişinin çıkarlarını savunmak TÜRSAB’ın görevi olmamalı.

Çoğu Seyahat Acentesi Belge numarası yazılı plakaları taşıyan, özellikle Taksim Çevresi ve Talimhane’de yoğunlaşan siyah renkli minibüsler ile Arap Turistlere yönelik hizmet veren sözde işletmeleri denetlemek, Taksim Meydanında T.C Yurttaşlarını araçlarına almayan, diledikleri yerde müşteri bekleyen taksiciler konusunda ilgilileri uyarmak yerine, TÜRSAB’ın plaka rantçıları karşısında sessiz kalması anlaşılır gibi değil.

Bu arada geçmiş yönetim kurulunun hatalı tutumu sonucu, kurulan şirketler üzerinden Birliğin uğradığı zarar konusunda, sorumluların hesap vermesine ilişkin harekete geçmekte, bir yerlerden işaret-belki talimat- bekledikleri anlaşılan Yönetimin, bu konuda nihayet yargıya gidileceğini açıklaması olumlu ve yerinde bir davranıştır.

Aynı günlerde kurlardaki aşırı yükselme nedeniyle, iktidarın izlediği ekonomik politikayı görmezden gelerek, gelişmeleri ekonomik savaş olarak değerlendirdiğini açıklayan TÜRSAB Yönetiminin; Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın Kalın’ın; “Bazı havayolu firmaları ve otellerin dövizle satışta ısrar ettikleri, bu yüzden birçok firmanın da zarar ettiği bilgisi var. Türkiye’deki firmalara dönük düzenleme yapılacak mı?  Döviz kurunda bir sabitleme düşünüyor musunuz?” sorusuna yanıt verirken; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konudaki çağrısının son derece net ve açık olduğunu, ilgili özel sektör kuruluşlarının da bu çerçevede adım atmalarını beklediklerini, adeta milli seferberlik haline gelen bu süreçte, herkesin aynı yerde durması ve Türk lirasına sahip çıkması” gerektiğinin altını çizen açıklamasına uymak konusundaki kararı, bu aşamada kanımca çok önem taşıyor.

Gerçekten TÜRSAB Yönetimi; bir saldırı olarak açıkladığı bu gelişme karşısında, konaklama ve özellikle hava taşımacılığı konularında, yerli ve milli para birimimiz olan Liranın geçerli olmasını sağlayacak girişimlerde bulunarak, fiyatların Milli Para Biriminden hesaplanacağı bir karşı saldırı hamlesi başlatacak mı, insan merak ediyor.

 

 

Bir cevap yazın