İlhan İrem’den Erdoğan’a sert sözler

Haberi paylaşın
  • 75
    Shares

 

 

Bursa’da 1 Nisan 1955 tarihinde doğmasına rağmen henüz 18 yaşındayken, yaptığı birkaç beste ile İstanbul’un yolunu tutan, 1980’li yıllarda yine besteler ve sahnelerdeki büyük başarısıyla müzik dünyasını allak bullak eden İlhan İrem şimdi de yazılarıyla dikkat çekiyor. 37 yıllık büyük müzik yolculuğuna tam 24 albüm, 10 adet 45’lik plak, 6 kitap, 11 resim sergisi sığdırarak müzik dünyasının klasikleri arasında ilk sıraya yerleşen İrem yazılarıyla da sosyal medyayı adeta sallıyor.

Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için yazdığı “Ne bağırıyorsun?” başlıklı yazı sosyal medyada en çok tıklananlar arasındaki yerini aldı
İrem’in yazısı şöyle:

Ne bağırıyorsun?

Ne bağırıyorsun? N’oluyor? Sabah – akşam evimizin içinde senin bağırtılarını duymak zorunda mıyız?

Ne istiyorsun?

Derdin ne?

Atatürk’ü aldın, ışığı aldın, sevgiyi aldın, vicdanı aldın…

Duyarlığı, estetiği, bilimi, sanatı, gülüşleri…

En başta özgürlüğü aldın.

Yetmedi…

Dağları, denizleri, ormanları, madenleri…

Kuzeyi, güneyi, doğuyu…

Her yeri…

Her şeyi aldın.

Hayatlarımızı, mutluluğumuzu, geleceğe dair umutlarımızı…

Adaleti, haklarımızı, parklarımızı, meydanları, sokakları, şehirleri, gençleri, kadınları, çocuklarımızı…

Öğrencileri, öğretmenleri, emekçileri…

Hakkını arayanları aldın.

Yurtseverleri, orduları, askerleri esir aldın.

O askerlerin savaştığı şerefsizlerle boy gösterip sahnelerde…

Ülkenin çağdaş kıyılarını düşman belleyerek yok saydın.

Bir dudak bükülmesinden öte izin kalmayacak tarihte…

Ama bugün, bütün zamanlar ve bütün coğrafyalardaki en büyük tiransın.

Daha ne istiyorsun?

Ayın karanlık tarafında kim varsa, çoluk çocuk hepsi peşinde…

“Bir dediği bir dediğini tutmuyor bu adamın…”

“Bizi kandırıyor galiba” diye bir saniyecik bile düşünmeden herkes inanıyor sana.

Sinirden kaskatı kesilmiş, yumruğu sıkılmış bir kabalığın homurtusu hayatlarımızın üzerinde.

Ülkesini, çağı savunmaktan başka hiçbir suçu olmayan insanlar hapislerde çürümeye terkedilmiş…

Biber gazıyla, polis copuyla öldürülmüş, kurşunlanmış gencecik çocukların kanları yerlerde…

Şehitler unutulmuş…

Cumhuriyetin, Atatürk’ün ve bütün kutsal değerlerin içi boşaltılmış…

Devrimleri savunmak arkaik bir değersizliğe dönüştürülmüş…

Yurtseverlik yaftalanıp darbecilikle eşdeğer olmuş.

“Atatürk” demeye dilin varmıyor bir türlü…

Gazi Mustafa Kemal’i bölücülükle(!) suçlarken…

Bütün bölücü hainler için özgürlük türküleri söylüyorsun.

Dağlardaki gerçek çapulcuları düğün-dernek kucaklarken, sokaklara çıktılar diye, ülkenin düşünen gençlerine çapulcu diyorsun.

Olan bitenin arkasındaki gerçek niyeti aramaktan..

Senin her yaptığından şüphe etmekten yorulduk.

Ama sen bizi haklı çıkarmaktan yorulmuyorsun hiç.

Yaptıklarının tersini söylüyorsun…

Söylediklerinin tersini yapıyorsun.

Başkaları olmayan deliller, atmadıkları imzalar nedeniyle hapislerde olabilir…

Rüzgar ters döndüğünde, sizin imzanız koro halinde “yok hükmünde’dir.

Özgürlükten, demokrasiden ve barıştan söz ederken, nifak sokmadığın hiçbir beraberlik kalmadı.

“Yüzde elli” diyerek çürümüş bir elma gibi ikiye böldün ülkeyi…

Sonra ufalamaya başladın;

Orduyu böldün…

Okulları böldün…

Sünnileri böldün…

Alevileri böldün…

Kürtleri böldün…

Elinde bir hızarla daldın kardeşliklerin ortasına…

Sanal barış türküleri söyleyerek memleketin kalbine doğru ilerliyorsun yara yara.

Ve bütün mantık ve felsefe doğrularını tepetaklak eden, bilim ve sanat ötesi önermelerle her konuda fikir ve söz sahibisin ayrıca…

Nasıl oturulacak, nasıl kalkılacak?

Ne içilecek, ne yasak?

Milli içkimiz ne olacak?

Kadınlarımız en az kaç çocuk doğuracak?

Nasıl doğuracak?

Tinerci olmadan, nasıl inançlı olacak gençler?

Çocuklar, okula, sınavlara nasıl hazırlanacak?

Nerede, nasıl okuyacaklar?

Erkekler, kızlar nerede kalacaklar ayrı ayrı…

Bahçelerde, parklarda, adabımıza uygun olarak birbirlerine hiç dokunmadan nasıl oturacaklar?

Vapurlara, trenlere hangi kıyafetlerle binecek, caddelerde nasıl gezecek kadınlar?

Resimler, heykeller nasıl yapılacak?

Diziler nasıl çekilecek?

Ahlaklı tiyatro nasıl olacak?

Evler kaç odalı olacak?

Türbanla nerelere girilecek?

Dekolte nerelere giremeyecek?

Ne marka otomobillere binilecek?

Hangi takımın taraftarı olmalı?

“Yüce Atatürk” yazılı formalardan uzak durmalı.

Köşe yazarları nasıl yazmalı?

Kırmızı halılar ne renk olacak?

Kırmızı Halı deyince…

Sadece içerisi değil, dışarıya da çeki düzen vermek lazım;

Mısır’ı Mursi yönetsin, Esed çekip gitsin Suriye’den.

Nobelciler haddini bilsin…

Nato kendine gelsin…

Kimse kusura bakmasın!

Ne dersen sineye çekiyor bu millet…

Ne yapsan peşinde…

Daha ne istiyorsun?

Daha ne verebiliriz sana, canımızdan başka?

Ne istiyorsan söyle haydi…

Sen ne dersen o olur!

Ne istersen vereceğiz…

Ne istersen yapacağız…

Yeter ki bağırma !!!

 

12 yorum

  1. O sana bana bize bağırmıyor, çocukları katleden İsrail’e bağırıyor dünyada bunca zulme maruz kalan müslümana rağmen sessiz kalan vicdanları nasır tutmuş tüm insanlığa bağırıyor sen niye üzerine alındın insan müsveddesi.

    • Düşüncelerini özgürce dile getirdi dıye neden insan müsveddesi olarak nitelendirdiniz ?
      Düşüncelerimizi dile getirmek ne zamandan beri yadırganan bi hale geldi anlamış değilim. Eğer sizin dediğiniz gibiyse onun düşünceleri sizinkiyle aynı olmadıgı için insan müsveddesi şeklinde niteleniyorsa sizde benım için bir insan müsveddesisiniz.

  2. Ulan gevşek sen insan mısın ki Müslümanlığı bilesin Müslüman ülkelerde savaştan başka bir şey yok ne ilim ne bilim hiç bir şey yok kalkmış adama cevap yazmışsın. Gevşek…

  3. Herkes kendi çerçevesinden baktığında haklı zaten.
    Bu dünya da çıkan bütün savaşlar, istemedikleri halde, başkalarının yerine, onların iyiliğini isteyenler yüzünden çıkmıyor mu zaten.
    Bırakın herkes istediği gibi yaşasın. İstediği gibi yaşayan insanlar mutlu olur, isteyen dekolte giyer isteyen eşarpla gezer. Siz kalkıpta iyilik yapıcam diye bunlara karışırsanız o zaman başlar sürtüşmeler kavgalar. Bırakın arkadaşım birbirinize kurallar koymayı, kanunlar çıkarmayı. Düşünceye bile saygı gösteremeyen insanlar varoldukça ne bu ülke ne de bu dünya düzelemez.
    Bırakın herkes istediği gibi yaşasın.

  4. Metin adlı kullanıcı, o bağırırken sanma ki filistinliler için gerçekten bağırıyor, öyle olsaydı israille işbirliği yapar mıydı biraz düşün sadece aklını kullan, adamın ağzının içine bakıp dediğini tekrar etme

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*