Yönlendirme ve gösteri toplumu

Haberi paylaşın

 

Çevrenize şöyle bir bakacak olursanız, farklı tabelalar ve yönlendirme levhaları gözünüze ilişecektir. Ayrıca elinde telefonla dolaşan hatırı sayılır bir kalabalığa da rastlamanız olası.

Batı ülkelerine doğru gittikçe, yönlendirme levhalarının sayısı ve niteliği de artar. Tabela okumayı biliyorsanız gideceğiniz yeri elinizle koymuş gibi bulabilirsiniz.

Diyeceksiniz ki, bunun neresi kötü? Benim de sizin gibi tabela ya da yönlendirme levhalarının masumiyetine herhangi bir söyleyeceğim yok. Oysa, gizli, örtük ya da başka biçimlerde nasıl yönlendiriliyor olabiliriz sorusuna cevap aramak istiyorum. Hani içinde yaşadığı su ile ilgili balığın bildiklerinin zannettiğinden de az olması misali,

 

Yönlendiriciler; ne alacağınız, nasıl alacağınız, nereye gideceğiniz, ne yapmanız gerektiği, ne yersek uzun yaşarız gibi buraya sığdıramayacağım birçok konuda “ bize sormadan” fikirler veriyor, hatta standartları belirliyor. Pasif bir nesne konumunda, oyuncusu olabileceğimiz sahnede seyirci olarak kalmamız öngörülüyor.

 

Sosyolojik bir deney için, hipnoz uygulanan gönüllü bir kişiye, hipnozdan çıktıktan sonra pencereyi açacağı post hipnotik telkinini verilir. Kişi, hipnozdan çıktıktan saniyeler sonra -hava soğuk olduğu- halde, pencereyi açar ve kendisine; neden pencereyi açtın diye sorulunca, akla uygun cevaplar verir. Uygulama bilinçaltının nasıl görünür olduğuyla birlikte, “yönlendirilme” karşısında zannedildiğinden çok daha savunmasız olduğumuzu göstermiyor mu?

 

Birçok reklamın içerisinde gizlenmiş; şifreli, üstelik “Subliminal hipnotik” mesajları siz değil ama bilinçaltınız son derece net bir şekilde algılar. Sonuç, söylenenleri kendi fikrinizmiş gibi algılarsınız!!

Tarih boyunca yönlendirmeler hep var mıydı? Sanırım, şehrin ismi, hipodrom tabelası gibi olması gerektiği kadar.

 

Sanayi devrimi, üretimin patlaması, kapitalizmin dünyaya egemen olması ile birlikte başlayan süreçte, şehirleşmenin artması, iş bölümünün gelişmesi devasa bilgi birikimi ile birleşince yönlendirmeler de şekil değiştirerek artmaya başlamış böylece; öznesi olduğu dünyada nesne konumuna gelen insanın tüketim ile ilgili hikayesi daha önce hiç bilmediği şekilde yol almaya başlamış.

Modernizme getirdiği eleştiriler ile de bilinen filozof, Friedrich Nietzsche; tanrının öldüğünü iddia etmişti. Galiba yaşadığımız Postmodern çağda insan da öldü.

 

Kapitalist dünya; iki dünya savaşı sonrasında artan üretimin yarattığı gerilimden uzaklaşmanın en iyi yolunu tüketim olduğuna karar vermiş, artan tüketim, finans sisteminin yani bankaları, baş tacı yapmaya yetmiştir. Sonunda barış ve huzurun yerine; insanlık hiç bilmediği, narsistik yapılanmanın (bencillik/bencil) başat olduğu bir döneme evrilmiştir.

Gelişmeler, medyayı dördüncü güç yapmaya yetmiştir. İktidara ortak olan medya, elde ettiği pozisyonu sizce nasıl korumaktadır?

 

Guy Ernest Debord’a göre; çağımızda, gerçek bir toplum yoktur, onun yerini gösteri toplumu almıştır demiştir. Gerçeklik yerini temsile bırakmış olup altüst edilmiş dünyada doğru, yalnızca bir yanlışlık anıdır diye devam etmiş önemli filozoflardan birisidir.

Yaşadığımız sürece, yönlendirme levhalarından faydalanmaya devam edeceğiz. Onların düz anlamları son derece gerekli ve asal ama içerisinde “balık misali” yaşadığımız “gösteri toplumunu” ve onun kendisini sürekli var eden “yönlendirmelerine” karşı geliştireceğimiz farkındalıklar galiba kurtuluşumuzun anahtarlarından bir tanesi, ne dersiniz?

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

İlhan İrem'den Erdoğan'a sert sözler

Haberi paylaşınTweet  Çevrenize şöyle bir bakacak olursanız, farklı tabelalar ve yönlendirme levhaları gözünüze ilişecektir. Ayrıca elinde telefonla dolaşan hatırı sayılır bir kalabalığa da rastlamanız olası. Batı ülkelerine doğru gittikçe, yönlendirme levhalarının sayısı ve niteliği de artar. Tabela okumayı biliyorsanız gideceğiniz yeri elinizle koymuş gibi bulabilirsiniz. Diyeceksiniz ki, bunun neresi kötü? […]