Yalnızlık

Haber, Uzm. Dr. Hüsnü Kurtuluş
Haberi paylaşın

 

 

 

Yetmişlerinin henüz başında olan Ahmet Bey; biraz da rastlantı sonucu bir araya gelmiş üç kişi ile birlikte sohbetin en koyu yerinde zorlukla duyulacak şekilde; “Yanlız da yaşanmıyor ki?” dedi ve sohbete geri döndü.

Olayın tanığı olarak, duruşundan son derece kendinden emin görünen bu kişinin söylemindeki tezatlık konuyu biraz daha yakından incelemeye, hatta konu ile ilgili çağrışımlarımı yazmaya itti beni.

 

Audrey Hepburn’un “Yalnız olmak istemiyorum, yalnız kalmak istiyorum” sözü geldi aklıma.

İlk fark ettiğim şey; yanlız kelimesinin kullanımı oldu. Dilimizde sıklıkla rastladığımız hatalı kullanılan bir kelime,

 

Neden acaba?

 

Bir “yan-ım” yok mu demek istedi acaba?

 

Türk Dil Kurumuna göre; yalnız, yanında başkaları bulunmayan kişiye deniliyor.

 

Ahmet Bey’in, çevresinde ki üç kişiye rağmen sessizce yalnızlığını ilan etmesine bakacak olursak, TDK’nın yalnız tanımının son derece dar anlamda kullanıldığını kabul etmek lazım.

 

Ahmet Bey, “yalnız hissetmekte” sanırım.

 

Yalnızlıktan kurtulmak isteyen birisinin birilerini bulması yeterliyken, yalnızlık hissini gidermeye yeterli olmuyor.

Hislerimizi kontrol etmek davranışlarımızı kontrol etmek kadar kolay değil

O zaman soracağımız bir başka soru, bir insan kendisini ne zaman yalnız hisseder?

 

İç dünyamız; olarak günlük dilde bahsettiğimiz zihnimizdir. Zihnimiz sürekli çalışır. Düşünmeyle, hissetmeyle ve davranışları düzenlemeyle aralıksız uğraşır.

Yalnızlık hissi de zihnimizin derinliklerinde gizli; daha anne karnında sesler hareketler olarak başlayan bellek izleri, çocukluk ve sonrasında hatıralar şeklinde kayıt edilmeye devam ederler. Dünya görüşümüz ve kişiliğimiz şekillendikçe, dünyayı algılama şeklimiz son derece bireysel hale gelir. Eskilerin, şahsına münhasır dedikleri gibi yani.

 

Sahip olduğunuz dünya görüşümüze sürekli bir şeyler eklenir ve bazı şeylerde çıkarılır.

Duygularımız biyolojik kaynaklı ve bedende varlığını sürdüren bir nevi “geri besleme” görevi üstlenerek, dışımızdan gelecek ani olaylara ve hareketlere zamanında en uygun tepkiyi vermemizi sağlayan dürtülerimizdir. Organizma, duygular (hisler) “hayatta kalma adına” tehlikenin içerden ya da dışarıdan geldiğine bakmadan ortaya çıkarlar.

 

Tekrar Ahmet Bey’e dönecek olursak onun neden “yalnız hissettiğini” bilme imkanımız olmasa da, ortamda konuşulan ya da gözüne çarpan herhangi bir şeyin onun zihninde “yalnızlık” ile ilgili bir çağrışıma sebep olduğu ve bu durumun etkisi altına girdiğini söyleyebilirim.

 

Ne yaparsak yapalım, yalnızlık yaşadığımız hayatın bir gerçeği ve galiba bize düşen tanımak ve onu kabul etmek …

Doğal olarak Ahmet Bey.

Bir cevap yazın