Dim Mağarası ve Alanya Semenderi

GEZİyorum, Haber
Haberi paylaşın

 

ANTALYA ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden birisi. Onlarca ve hatta yüzlerce gezilmesi gereken yerleri var. Bu gezilecek yerleri teker teker ele alacağız. Şu anda en güncel olanı Dim Mağarası ve koruma altında olup nesli tükenmekte olan Alanya Semenderi. Hem o muhteşem mağarayı gezip hem de binde bir ihtimalle semenderler ile karşı karşıya olmanın mutluluğunu yaşayan bir insanım. Hatta semenderleri çekebilmek için günlerce araştırma yapan bilim adamlarımızı duyunca çok daha mutlu oldum.

Antalya’ya ve Alanya’ya nereden nasıl gidiliri anlatmak komik olur.

Dim Mağarası, Alanya’ya 11 km. uzaklıkta; Alanya’nın piknik merkezi olan Dim Çayı vadisinin Cebereis Dağı’nın doğu yamacında bulunuyor. Eylül 1998 yılında Türkiye’ye kazandırılan mağara, deniz seviyesinden 232 m yükseklikte.
Mağara ile ilgili edindiğim bilgiler şöyle:
“Dim Mağarası İşletmesi 24 Ekim 2002 Tarihinde Uluslararası Turizme Açık Mağaralar Birliği’nin “International Show Caves Association” (ISCA) üyeliğine kabul edilmiş. Dim Mağarası, Türkiye’de özel teşebbüs tarafından turizme açılıp Uluslararası Turizme Açık Mağaralar Birliği (ISCA) kurallarına göre, çağdaş yöntemlerle işletilen ilk ve tek mağara imiş.

Kireçtaşlarının erimesi sonucu meydana gelmiş. Dim Çayı’nın Vadisi’ni iyice derinleştirmesi sonucu su seviyesi de derinlere indiğinden mağara kurumuş.

Tavan ve duvarlardan kaya bloklarının düşmesi sonucu hacim genişlemesi devam etmiş. Duvar ve tavandan sızan sular sarkıt, dikit, sütun ve duvarları örten bayrak ve perde kireçtaşların oluşturmuş. Mağaranın orta ve son kesimlerinde tavandan düşmüş kaya blokları tabanı kaplıyor. Mağaranın girişten 40 metre sonra ikinci bir girişe sahip.

 

Hep birlikte yola çıkalım

Dim Mağarası’na Alanya İşletme Fakültesi yolu ile Kestel Beldesi, Dim Çayı vadisi ve Tosmur Beldesi üzerinden asfalt yollarla ulaşılıyor. Alanya şehir merkezinden tarifeli belediye otobüsleri ile de Dim Mağarasına ulaşmak mümkün.
410 m olan Dim Mağarası’nın turizme açık bölümü 360 m uzunluğunda. Mağara 4 ana salon ve geçitlerden oluşuyor. Bunlar yazılanlara göre Pamukkale Salonu, Org Salonu, Avizeli Salon, Göl Salonu olduğu söyleniyor. Mağara muhteşem. Tüm salonlarda çeşitli sarkıt, dikit, sütun, perde, makarna ve duvar oluşumları tabii ki var. Pamukkale Salonunda bulunan mağara gülleri ile Göl Salonunun sonundaki gizemli gölde bulunan Ana ve Çocuğu görülmeye değer apayrı güzellikler sunuyor. Bunların fotoğrafını ben de çektim.
Mutlaka görün

Mağara sürekli 18 c°. Günümüzde hala damlataş oluşumları yer yer devam ediyor. Mağaranın sonunda girişten 17 m daha derinde 200 m² su yüzeyi olan bir göl var ki lütfen buraya kadar inip burayı mutlaka görün. Ülkemizdeki mağaraların neredeyse çoğuna yakınını gezdiğimi düşünüyorum. Burası da mutlaka gezilip görülmesi gereken yerlerden birisi.

 

Gezene kadar bilmiyordum

Şimdi sizlere mağaranın en ama en önemli bir ikinci özelliğini açıklıyorum. Mesleğim ve tecrübem gereği gezilerimde çok farklı gözetim yaparım. Anlatılanlarla gördüklerimi kıyaslarım. Bu bana 43 yıllık gazetecilik hayatımdan kalan miras diyebilirim. Bu sayede gerçeklere ulaşmanın her seferinde mutluluğunu yaşadım.

 

Gelelim Dim Mağarası’nda yaşadığım gerçeğe;

Mağarayı gezip tam bitirirken merdivenlerde çok büyük tesadüf eseri dört tane kertenkeleye benzer canlıyı gördüm. Tabii ki hemen çektim fotoğraflarını. Hatta neredeyse bana poz bile verdiler diyebilirim.

Geziyi tamamlayıp gişeye doğru yöneldiğimde içimden espri yapmak geçti. Dedim ki “Arkadaşlar burada timsah yavruları olduğunu söyleseydiniz girmezdim”

İlgiyle karşılayıp hatta çok şaşırdılar önce ama verdikleri cevap beni daha fazla şaşırttı:

“Onlar Alanya Semenderi. Nesli koruma altında ve çok az sayıda var. Bizim mağaramızda da olduğu saptandı ama hocalarımızın takibi altında. Şimdiye kadar dört tanesi bir arada ilk kez size denk geliyor, çok şanslısınız”

 

Google amcaya sordum

Çağımızın danışma aracı Google. Ben de danıştım. Karşıma fazla bilgi çıkmadı. Çıkanlar da şunlar:

Atıf’ın Alanya Semenderi başlığıyla internette yer alan yayın bilgilerine göre Monotipik bir tür olan Lyciasalamandra atifi, cinsin en iri yapılı ve total vücut uzunluğu en yüksek olan türü olmasıyla kolayca ayırt edilebilen bir semender cinsiymiş. Boyları ortalama 16.4 cm. olmakla birlikte 18.1 cm’ye varan bireylerinin de olduğu açıklanmış. Sitedeki diğer bilgiler aynen şöyle:

“Bu karasal yaşama uyum sağlamış kuyruklu kurbağa türü Antalya – Alanya ilçesinin Mahmutlar mevkiinden Antalya – Serik ilçesine bağlı Selge Antik kentine kadar birbirinden izole populasyonlar halinde Toroslar boyunca 135 km’lik bir alanda yayılış gösteriyorlarmış. Antalya iline ve Türkiye’ye endemik bir türüymüş. Dağılışı deniz seviyesinden 190 m’den başlayarak 1400 m yüksekliğe kadar ulaşabiliyormuş.
Bilinen diğer Likya semenderlerinden renk ve desen açısından; dorsal kısımda herhangi bir turuncu, sarı veya kırmızı leke bulunmayıp aksine bu kısmın neredeyse tamamının koyu renkte oluşu ile bariz bir şekilde ayrılıyormuş. Erkek bireylerin kuyruk kaidesinde bulunan dorsal tümseğin yanı sıra eşey ayrımında zorlanıldığı takdirde ergin erkeklerin dorsal kısmında sırt dikenlerinin bulunmasıyla cinsiyet ayrımı yapılabilirmiş.
Yoğun ormanlık bölgede taşların altında ve su kaynaklarının yakınlarında bulmak daha olasıymış. Yaklaşık bir yıllık bir gebelik dönemi sonunda tam metamorfozunu tamamlamış bir veya iki adet yavru (jüvenil) meydana getirirlermiş.
Bu türün de soyu tükenme ve habitatlarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu da unutmamak gerekir”

 

Nasıl korunabilir?

Gelelim GEZİ’nin yorum bölümüne:

Mağara doğal olarak fazla aydınlık değil. Hatta merdivenlerin bazı kesimi loştan öte daha fazla karanlığa yakın. Biz semenderleri de bu bölgede tesadüf eseri gördük. Üzerlerine de basabilirdik. Mağara gerçekten görülmesi gereken önemli bir turistik kazanım. Fakat soyu tükenmekte olan bu semenderlerin de bu bölgede bol miktarda olduğu, bir anda dört tanesine birden rastlamamızdan belli diye düşünüyorum. Artık yetkililerin koruma konusunda önemli adımlar atmaları gerekir. Bunun nasıl olacağına mağarayı turizme kapatmak dışında bilim adamları karar vermeli.

[Best_Wordpress_Gallery id=”123″ gal_title=”dim magarası”]

Bir cevap yazın