Doğrular ve Eğriler

Haber, Mustafa Sarıipek
Haberi paylaşın

Devenin hikayesi bizi ilgilendirmez, önemli olan bizim eğriler ile doğrularımız.

Yöneticilerimiz bir dese ben de bilsem.

Eğrilik neremizde, neremiz doğru?

Güncelden gidelim.

12 yaşın altı mı, üstü mü çocuk sayılacak?

Yasalar ne diyor?

Türkiye’de Türk Ceza Kanunu‘nda verilen hükümlere göre cinsel rüşt yaşı 18’dir. Cinsel rüşt yaşı için ülkelere göre yasalar farklılık gösterir: Genellikle 15 ile 18 arasında olacak şekilde belirlenmesine karşın, 13’e kadar düşebildiği ve 20’ye kadar çıkabildiği ülkeler bulunuyor. Avrupa’da cinsel rüşt yaşı ülkelere göre farklılık gösterdiğini hepimiz biliyoruz. 13 yaş ile İspanya Avrupa’daki en düşük cinsel rüşt yaşına sahip olduğunu ve buna karşılık Malta ve Türkiye’nin 18 yaş ile Avrupa’daki en yüksek cinsel rüşt yaşına sahip olduğunu her yerde okuyoruz. Bu bilimsel açıklamaya hep şapka çıkardık.

O zaman;

Cinsel taciz suçlarında verilecek ceza oranlarının 12 yaş altı, ya da üstü oranının tartışması eğrilerimizden biri olabilir mi?

18 yaş altındaki çocuk ehliyet alabiliyor mu?

18 yaş altındaki çocuk oy kullanabiliyor mu?

18 yaş altındaki çocuk vekil seçilebiliyor mu?

18 yaş altındaki çocuk içkili eğlence yerine girebiliyor mu?

18 yaş altındaki çocuk tütün ve alkollü içki satın alabiliyor mu?

18 yaş altındaki çocuk tapu işlemi yapabiliyor mu?

18 yaş altındaki çocuk gözaltına alınabiliyor mu? (Yasaya göre, 18 yaşından küçükleri polis alır ama, çocuk hakkında işlem yapamaz . Polis tarafından Baro ve savcılığa haber verilmesi, kimlik tespiti yapıldıktan sonra, çocuğun ifadesi alınmadan ve nezarete sokulmadan savcıya götürülmesi gerekir.)

18 yaş altındaki çocuk veli izni olmadan internet kafeye girebiliyor mu?

18 yaş altındaki çocuk çalıştırmak için izin gerekli değil mi?

Bu örnekleri çok daha fazlalaştırmak mümkün.

 

Unutmayalım ki;

Anayasa’nın 58. Maddesi hükümete gençleri, kumardan, suçtan ve başka kötü alışkanlıklardan koruma görevi veriyor. Anayasa’da genç kişinin bir tanımı yoktur, bir yaş sınırlaması, belirtisi yoktur.

Türk hukukunda 18 yaşın altındaki bireyler, ‘çocuk’; 18 yaş üstü herkes ise ‘reşit, ergin’ sayılır.

Medeni Kanun’a göre, 18 yaşını geçmiş her birey “hukuki fiil eylemi açısından” tam yetki ve sorumluluk taşıyor. Seçme ve seçilme hakkı bulunuyor. Anayasa koruması altında olduğundan da, herhangi bir kanunla kısıtlanmaları söz konusu değil.

Bu konunun eğrilerimizin başında geldiğini artık kim kabul edecek?

 

Eğri kim, doğru hangisi?

Yıl 1985, Sabah Gazetesinin ilk çıktığı yılın yaz aylarındayız. İstanbul’da 1970’li yıllarda alt yapılarda antrenörlük yapan Mustafa M. İsimli bir çalıştırıcının küçük erkek çocuklara cinsel tacizde bulunduğu haberi geliyor. Tacize uğrayan çocukların yarısından çoğuna ulaşıyorum. O zamanlar 8-9 yaşında olanların yaşı ikiye katlanmış. Elimdeki ses kaydına ağlayarak anlatıyor hemen hepsi. Kendi el yazılarıyla da yazıp imzalıyorlar, neyin ne olduğunu. 15 günlük sıkı araştırmam sonunda bu kişiyi Bolu’da bir takımı çalıştırırken buluyorum. Bolu Emniyetine haber veriyorum durumu kısaca özetleyerek. Ertesi gün gazetem konuyu manşetten verecek, evi burası, artık ne yaparsınız bilemem diyorum. Sür manşet haber birinci sayfada. Kişi gözaltına alınıyor. Bir gün sonra İstanbul Anadolu Yakası’ndan bir savcı beni gazeteden arayıp yanına çağırıyor. Elimdeki belgeleri inceleyip çocukları duruşmaya getirmemi istiyor. Duruşmalara basın gelir çocukları afişe edemem diyerek kapalı celse istiyorum. Kapalı kapılar ardında duruşma olmaz diyerek isteğim kabul görmüyor. Savcı benden Mustafa M. hakkında şikayetçi olup olmadığımı soruyor. Nasıl şikayetçi olabilirim ki? Olayların işlendiği anda orada değilim ki. Çocukları da afişe edemem aradan yıllar geçmiş ve aileleri bilmiyor. Savcıya cevabım:

“Sayın savcım belki bu çocuklardan birisi de sizin oğlunuz ya da akrabanız biliyor musunuz?”

Savcı sadece kem küm ediyor ve olay soruşturma dahi açılmadan kişi serbest bırakılarak konu ört bas ediliyor.

Burada eğri kim, doğru kim?

Bu çocuklardan birisi de sizlerden birisinin olabilir mi?

Hele hele hiç düşündünüz mü henüz oyun çağından kurtulmamış12 yaşındaki kızınız ya da torununuzun evlendirilmesini. Sahi buna izin vermeyi tasarlayanlar bu yaştaki kızlarını evlendirirler mi?

 

Neden ve nasıl eğrildik?

Denildiğine ve duyduklarımız ile okuduklarımıza göre büyük insan ve ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ömründe tek bir soruya cevap verememiş.

Mustafa Kemal, Mersin gezisindeyken şehirde gördüğü büyük binaları sormuş.

– Bu köşk kimin?

– Kirkor’un

– Ya şu koca bina kimin?

-Yargo’nun

– Ya şu?

– Solomon’un

 

Atatürk sinirlenerek sormuş.

 

“Onlar bu binaları yaparken siz neredeydiniz ?”

Toplananların arasında bir köylünün sesi duyulur:

– Biz Yemen’de Tuna boylarında, Balkanlarda, Arnavutluk Dağları’nda, Kafkas’larda, Çanakkale’de savaşıyorduk Paşam !

Atatürk bu hatırasını anlatırken “Hayatta cevap veremediğim yegane insan bu aksakallı ihtiyar olmuştur” der.

 

Sahi:

-Bu şeker fabrikası kimin?

-İsrail’in.

Peki yeni satılmak istenen 12 tanesi kime peşkeş çekilecek?

Tekel’in İsrail’e,

Sümerbank’ın İngiltere’ye,

Seka’nın Yunanistan’a,

Petkim, Telekom ve Tüpraş’ın Amerika’ya,

Limanların Yunanistan’a satıldığında neredeydik?

Daha bitmedi.

Hele bir araştırın bakalım bu listeye daha onlarca isim girecek mi girmeyecek mi?

 

Eğriler yazmakla biter mi?

Biraz yerele dönelim:

Marmaris, Bozburun ve Datça Yarımadası’nda her yer SİT. Cinsine göre de ne tek çivi çakabilirsin ne de bir ağaç dikebilirsin. Nüfus sürekli artar durur, çocuk sayısı üçten beşe hızlandırılır ama kimse sormaz bu nüfus nerede barınacak? Tek göz oda yapmak bile yasaktır. Bölgede 40-45 yaşına gelmiş bekar erkek enflasyonu var. Seçim dönemi bu yasak koyucular gelir atar tutar ama kaçak yapılan evler teker teker yıkılır. Önce büyük cezalar yazılarak. Çözüm..?

YOK!

Var ama yok.

İstanbul Boğazındaki yerleşim yıllar önce nasıl halledildiyse burası için de bir kereliğine özel yasa çıkartın olsun bitsin. Hazır ülke Kanun Hükmünde Kararnameler ile yönetilirken daha kolay olmaz mı?

Halkını, vatandaşını düşünüyorsan bir an önce halkın bu eğriden kurtulması gerekmez mi?

Bu eğriyi düzeltmek elinizdeyken neden kıl kıpırdamaz ki?

 

Okluk Koyu Cumhurbaşkanlığı konutu

Yıllar önce Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut Özal Okluk Koyundaki o küçük yeri yaptırırken kimsenin sesi çıkmadı. Neden? Burası yapılırken güzellikler yok edilmedi de ondan. Şimdi?

Tabii ki burası o eski köhne haliyle kalmamalıydı. Özellikle yabancı devlet konuklarının ağırlanacağı yer haline getirilmeliydi. Öyle kat üstü katlı değil de uzaktan bakıldığında o orman içinde gözükmeyen biçimde binalar yapılamaz mıydı? Tek bir ağaç kesilmeden, ağaçlar binaların içinden geçirilip, salonun ya da dinlenme odasının bir kenarına güzellik katabilirdi. Gelen misafirler de bunu görerek değişik bir ortamda kalmanın mutluluğunu daha da fazla yaşamazlar mıydı?

Hatta Mustafa Kemal Atatürk’ün gemisi Savarona’yı da getir bölgeye. Konuklarını gezdirirken anlat İkinci Dünya savaşında şu ülkenin gemileri İngiliz Limanında şu koyda barındı de. Bir başka koya götür ki görsünler deniz kenarındaki çam ağacının dalında sallanan insanların denize atlayıp yüzdükten sonra aynı çam ağacının deniz içindeki köklerine tutunarak nasıl karaya çıktıklarına gözleriyle tanık olsunlar.

Olmaz, bölgedeki köylüler ev yapamadığı için çocuklarını evlendiremediği bir ortamda sadece bu bölgeyi SİT’ten çıkarmak olmaz. Bunu Allah bile kabul etmez.

 

Yıllarca ektiler, biçtiler sonra borçlandırıldılar

Eğriler gittikçe eğiliyor. Marmaris, Bozburun ve Datça Yarımadasında yaşayan köylüler devlete ait arazileri yıllarca ecrimisil ödeyerek ekti ve biçti. Nedir ecrimisil? Haksız işgal tazminatı anlamına geliyor. Haksız işgal sürekli mi olur? Bizim ülkemizde olur. Devlet paşa paşa parasını alır yıllarca bu haksız işgale göz yumar. Aradan 25-30 sene geçer, para lazım olur ararlar, tararlar bu köylülerin kira olarak algıladığı ecrimisil olayının yasal olmadığını hatırlarlar. Basarlar köylülere cezayı. Cezadan daha fazla avukat vekalet ücretini de eklerler icra dosyalarına.

 

Sonuç?

Eğriyi yaratan kanunları uygulamayan, halkın geleceğini ve rahatını düşünmeyen siyasiler, aniden taraf değiştirip doğru olup çıkarlar. Eğrilik halkın üzerine kalır. Kanun koyucu görevini yapmıyor diye halkım neden eğri olsun ki?

 

Bir cevap yazın